Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Tanrı kavramı, dinin tanımı, inanç ve aklın doğası, insan-evren ilişkisi, dini tecrübeler, ahlak, varoluş, bilginin doğası, kapsamı, kökeni ve kaynağı...
Kullanıcı avatarı
hector
Moderatör
Mesajlar: 223
Kayıt: Cum Eki 16, 2015 8:26 pm
Görüş: Agnostik Ateist
Edilen Teşekkür: 204 kere
Alınan Teşekkür: 178 kere

Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen hector » Cmt Kas 21, 2015 4:17 pm

Tanrı'nın Günlüğü

Sevgili günlük,
Günlük tutmaya başladığımdan beri bu herhalde 76 bin katrilyoncu cilt oldu, yeni bir sayfa açtığım. Ama ne yazık ki hala değişen bir şey yok boş boş oturuyorum öyle. Çok SIKICI çoook.

Sevgili günlük,
Bu gün de bir şey yapmadım.

Sevgili günlük,
Bu gün de bir şey yapmadım. Dehşet SIKILIYORUM

Sevgili günlük,
Bu gün aklıma inanılmaz bir fikir geldi. Niye şimdiye kadar düşünmemişim ki.. Kendi kendime çok kızdım. İnanırımsın, sonsuz zamandan beri karanlıkta boş boş oturuyordum. Birden kafamda bir ışık yandı. Dedim ki kendi kendime: “Ulan ben niye karanlıkta oturuyorum ki?”

Işık olsun dedim, her yer aydınlandı. Böyle daha güzel..

Sevgili günlük,
Her taraf aydınlık ama ben hala SIKILIYORUM, ne yapsam ki. Bir şey daha yaratsam... Ama ne?

Sevgili günlük,
Işığın faydaları işte, aklıma bir bir fikirler geliyor. Bu gün sıkıntıdan patlamak üzereyken dedim ki kendi kendime: “Ulan ben niye patlıyorum ki, ortamı patlatayım”, sonra “PATLA” dedim, büyük bir patlama oldu, her taraf madde doldu. İlginç bir durum, ışıl ışıl toplar, koca koca taşlar filan fışkırdı bir anda.

Sevgili günlük,
Son bir haftadır yarattığım maddeleri çeki düzene sokmakla meşguldüm onun için yazamadım sana. Ama zahmete deydi doğrusu, minik minik gezegenleri yıldızların etrafında döndürdüm, kara delikler filan yarattım. Sonra geçtim karşısına seyrettim. Bütün sıkıntımı alıyor inanır mısın.

Sevgili günlük,
Kainatı seyrederken (yarattığım şeye bu ismi taktım) müthiş bir ilham geldi bana. Bu gazla süper bir mekan daha yarattım. Her yarattığım şeye bir isim buluyorum, baya oyalıyor bu iş beni. Yeni yarattığım mekana “Cennet” dedim. Bu yeni cennetim yemyeşil bir yer, her tarafına süs olsun diye akan sıvılar koydum (dere diyorum ben bunlara) Bu sıvılardan birisini de kafa yapıcı bir madde ile doldurdum. Adını Kevser koydum. Çok güzel oldu çok. Bakmaya doyamıyorum.

Sevgili günlük,
Cennet bile boş olunca SIKIYOR valla. Bu nedenle bir sürü şey daha yarattım, ışık kullandım bunları yaratırken. Kanatları filan var, işleri güçleri bana tapınmak. He he he. Ben ne zaman ortalıkta dolansam yerlere kadar eğiliyorlar garipler. Adlarına “melek” dedim. Çok şirin oldular.

Sevgili günlük,
Bu gün cennetin bir tarafında mangal yaparken yanlışlıkla ortalığı tutuşturdum. Söndüreyim derken iyice yayıldı yangın, ben de yanan kısmı ayırdım, bir alt rafa koydum. Yansın orda kendi kendine, bir hal çaresi düşünürüz sonra nasıl olsa.

Sevgili günlük,
Bu yanan bahçeye “cehennem” ismini koydum. Söndürmekten de vazgeçtim. Güzel yanıyor, ortamı ısıtıyor.

Sevgili günlük,
Bu gün cehennemin alevlerinden bir yaratık daha oluşturdum. Herkes ışıktan olunca baya tekdüze idi mekân. Çeşit olsun istedim. Yeni yaratığımın adı “iblis”. İlginç bir karakter oldu. Melekler gibi kafasız değil. Kendi kendine yetiyor. Ama her zaman bana tapınmıyor. Zaman zaman da canımı SIKIYOR.

Sevgili günlük,
Bu gün neler oldu neler. Kumda oynarken aklıma geldi, çamur yaptım, sonra yoğurdum minik minik figürler yapıyordum, bir tanesi acayip bana benzedi, çok da hoşuma gitti, dur lan dedim sunu da canlandırayım bakalım ne olacak. Canlandırdıktan sonra bütün melekleri çağırdım, “eğilin bakiyim hepiniz bunun önünde” dedim. Hepsi eğildi tabii ama bir tek iblis çıkıntılık yaptı her zamanki gibi. Neymiş efendim, o ateşten çıkmış da bu çamurdanmış onun için eğilmezmiş. “Lan oğlum” dedim, “Bak efendi efendi eğil işte, hır çıkarma durduk yerde”. Bu puşt iblis bana diklenmesin mi. Ağza alınmayacak laflar etti, canımı SIKTI. Has sittir ol git o zaman dedim ben de buna. “Sen görürsün” filan diye bir şeyler geveledi. Gel lan dedim, “adam ol dobra konuş” ne istiyorsun. “Bana zaman ver ben bu çamurdan yaratığı sana karşı döndürmezsem nooliyim” dedi. Ben de dedim ki, “Kendine zaman verilenlerdensin, maçan SIKIYORSA dediğini yaparsın” El kol hareketleri filan yaptı, güvenliği çağırdım attırdım yavşağı cennetten. Amaan, giderse gitsin, bu çamurdan yaratık daha eğlenceli.

Sevgili günlük,
Çamurdan yaratıktan bir tane daha yaptım, ama bunun önünde çıkıntısı yok, girinti var. Birbirine uyuyor istersen bu çıkıntı ile girinti. Girintili olanın göğüs kısmına iki de yumru ekledim. Maksat monotonluk bozulsun. Çıkıntılı olanına “Adem” dedim, girintili olanına “Havva”.

Sevgili günlük,
Adem’le Havva çok komikler. Beni çok eğlendiriyorlar. Bunlara tuhaf tuhaf yasaklar filan koyuyorum akılları karışıyor fukaraların, hehhehe.

Sevgili günlük,
Bugün canım çok sıkkın. Bu puşt iblis yılan kılığında cennete sızmış. Bütün güvenlik uyumuş resmen. Gelmiş Havva’nın aklını çelmiş, yeme dediğim meyveyi yedirmiş zorla. Havva da gitmiş Adem’e vermiş yarısını. bir kızdım ben bunlara. Aslında iblise kızmıştım ama bu gariplere patladım. Sonra da tükürdüğümü yalamayayım diye attım bunları dışarı. Kapı önünde kös kös oturuyorlar şimdi.

Sevgili günlük,
Bu Adem’le Havva’nın durumuna üzülüyorum çok. Ama tanrılığa bok sürmek de olmaz, alamıyorum geri içeri. Lafından dönenlerden olmayalım di mi. Dünya diye bir yer var, güzel bir mekân, biraz cennete de benziyor. Buraya göndermeye karar verdim kendilerini. Bakalım sonra belki geri getiririm.

Sevgili günlük,
Bu gün yine ilginçliklerle dolu bir gün oldu. Adem’le Havva’yı dünyaya gönderdim, hemen ürediler orada. İki minik yaratık daha peydahladılar, birine “Habil” dediler “ öbürüne “Kabil”. Tam “ aa ne güzel” diyordum ki, fasaryadan bir sebeple bu ikisi kavga etti, Kabil yerden bir taş alıp Habil’in kafasına ekleştirdi. Herifin ruhu çıktı geldi. Neyse kapıya geleni döndürenlerden olmayalım diye aldık içeri. Bu arada işler karıştı epey bi. Şimdi aşağıda üreyebilen sadece bir tane girintili yaratık var (dişi ismini taktım ben bunlara genel olarak) Bu da habire ürettikleri ile girinti çıkıntı olayına giriyor. Yine iblis puştunun işi anlaşılan. Naapsam bilemedim.

Sevgili günlük,
Çok üredi aşağıdakiler. Ben de yine bir dolu yasak getirdim. Bir kere aynı karından çıkanlar birbirleri ile üremesinler dedim. Sonra kendilerini üretenlerle halvet olmasınlar dedim. Eciş bücüş oluyor yoksa yeni üreyenler. İpin ucunu kaçırırsak fena olacak.

Sevgili günlük,
Son bir kaç aydır çok yoğundum yazamadım. Aşağının boku çıktı resmen. Adem ile Havva’nın ürettikleri bütün dünyayı doldurdu. İblis hayvanı da iyice gemi azıya aldı. Habire bunların kulağına bir şeyler fısıldıyor anlaşılan. Her tarafı talan ettikleri bir şey değil bir de birbirleri ile dalaşıp maraza çıkartıyorlar. Bizi de iyice unuttular arada. Hatırlatayım diye arada sırada birilerine görünüyorum (bu göründüklerime peygamber diyorum ben) ama nafile. Bunlar da çamurdan filan figürler yapıp onların önünde eğilmeye başladılar. Sonra işi iyice abarttılar çıkıntılar (erkek dedim bunlara da) birbirleri ile üremeye falan çalışmaya başladılar. Benim de tepem attı boğdum hepsini. Ama tamamen yok olmalarına da gönlüm razı olmadı bir türlü. Aralarında Nuh diye bir tanesi var, iyi bir çocuk. Seviyordum zaten keratayı. Buna dedim ki, bir gemi yap sen, ben hayvanlardan da ikişer ikişer gönderiyorum gemiye, sizi kurtarıcam. Neyse olayı reset ettik bir bakıma. Dur bakalım bu sefer adam olurlar umarım.

Sevgili günlük,
Nuh paçayı kurtardı, bunlar yine üredi epey bir. Ama arıza yaratmaya devam ediyorlar. Lan bana tapınacaksınız diyorum, yok illa gidiyorlar acayip acayip figürler yapıp bunlara tapıyorlar. Yine iblis’ten işkilleniyorum. Bu lavuk hala ortalığı bulandırıyor galiba. Yoksa durduk yerde niye arıza çıksın ki.

Sevgili günlük,
Bu iblis iyice azıttı artık, garibanların çok fena kafasını karıştırıyor. Ona buna üfürüyor, millet yok ben firavunum, yok ben güneş oğluyum filan diye ortaya çıkıp delikanlılık yapmaya kalkıyor. Ben de dedim ki adam gibi bir peygamber çıkartayım ortaya bir de eline ne yapması gerektiğini yazayım vereyim. En azından okurlarsa unutmazlar. Musa diye bir tip vardı gözüme kestirdiğim zaten. Bunun yanına gittim. Önce bir korktu filan. Neyse on maddelik bir tebliğ verdim eline. Git soyunu sopunu topla Kenan diye bir yer var oraya taşın dedim. Ama şapşal yolunu şaşırdı, deniz kenarında telef olacaklardı az daha. Denizi açtım da geçirdim bunları. Gittiler Kenan’a yerleştiler. Dur bakalım belki adam olurlar orda.

Sevgili günlük,
Yine yoğun bir hafta yaşadım. Önce bu Musa’nın adamları zırvalamaya başladı. On madde yetmiyor diye bayağı kapsamlı bir kitap yazdım verdim, onu kafalarına göre değiştirdiler. Saçma sapan hareketler, buzağıya tapınmalar filan. Baktım birbirlerinden üreyenlerden bir bok olmayacak bir tane doğru dürüst tip yaratayım da ona anlatayım dedim. Meryem diye bir hatun vardı (girintili olanlardan yani) , güzelce de bir şey. Bunun karnına temiz bir erkek koydum. İsa. Bu İsa’ya anlattım naapıcağını. Ama salak beceremedi. Gitti vali ile dalaştı kendini çarmıha gerdirtti embesil. Buna verdiğim manüeli de adamları kafalarına göre değiştirdiler. Kutsal ruh mutsal ruh gibi zırvalıklar çıkardılar ortaya. Sıçacam bacaklarına sonunda o olacak.

Sevgili günlük,
Ben taktım bu Arap yarımadasına. Diğerleri nasıl olsa kendi yağlarında kavrulup gidiyorlar da bu Arap yarımadası denen bölgedeki eşekler bir türlü yola gelmiyor. Son bir peygamber daha göndericem. Oldu oldu, olmazsa, yola gelmeyenlerin hepsini cehennemde yakacam kayan yıldızlara yeminlen.

Sevgili günlük,
Adamımı buldum sanırım. Muhammed isimli bir eleman. Çok temiz bir tip değil aslında ama dehşet uyanık. Zaten temizlerden bir numara olmadığını gördük şimdiye kadar. Bu yeni peygamberim tilki gibi bir herif. Ticarete de kafası basıyor. Bundan da bisey çıkaramazsak yuh artık. Şu bizim Cebrail boş boş oturuyor zaten bir gönderelim bakalım noolacak.

Sevgili günlük,
Cebrail, Muhammed’e kitap vermeye gitti biraz önce. Ben bu serseme “ürkütmeden yaklaş, eleman kafayı üşütmesin, kitabı ver gel” diye SIKI SIKI tembih etmiştim güya. Yok, ben öyle dememişim, “git ümüğüne sarıl, kitabi zorla okut” demişim sanki. Aptal Cebrail, Hira dağında bir mağarada sıkıştırmış bu Muhammed’i “Al bak kitap getirdim oku” demiş. Elemanın okuma yazması yok “nasıl okuyim” deyince seninki sarılmış gırtlağına. Adamın bir yarım aklı vardı o da çıktı şimdi. Cebrail’in de işine son verdim. Yeni görev vermiycem artık. Naapsak, kitabi parti parti mi göndersek acep.

Sevgili günlük,
Bir süredir Muhammed’e azar azar kitabın bölümlerini gönderiyorum. Hepsini birden indirsek altından kalkamayacak anlaşılan.

Sevgili günlük,
Muhammed işi iyi beceriyor yemin olsun batan güneşe. Ben de bir kıyak geçmeye karar verdim, bir geceliğine cennete getirttim. Dibi düştü burayı görünce. Yalnız kevseri biraz fazla kaçırınca hafiften zırvaladı. Meleklerden birinin sırtına binmeye kalktı. Sonra “bu ne biçim binek, yüzü aynı insan gibi” filan diye dolandı bir süre. Neyse elini yüzünü yıkadık biraz kendine geldi, gönderdim ben de geri. Arada bir de cehenneme göz attırdım kısaca. Dedim ki, benim dediğimi yapanları cennete getirecem, yapmayanları cehennemde yakacam. Bu bir heves gitti bakalım.

Sevgili günlük,
Ben bu iblisten yaka silktim arkadaş be. Bu gün tam Muhammed’e sûre indiriyordum yavaş yavaş, herif araya girip parazit yaptı. Kendi laflarını da geçirtti kitaba. Şimdi işin yoksa düzelt. Ne pis bir yaratık çıktı bu yahu. Hayır, yakayım diyorum ama adamı zaten ateşten yarattık yanmıyor da mendebur. Dağıtacam ağzını burnunu bir gün ama büyüklük bizde kalsın, itle ###### olmayalım diye bulaşmıyorum şimdilik.

Sevgili günlük,
Muhammed peygamberlik olayının bokunu çıkardı. Forsunu kullanıp önüne gelen dişi ile halvet olmaya başladı. bir de utanmadan “hangi sıra ile yapıyım” diye bana soruyor. İşi gücü bıraktık herifin uçkurunun hesabını tutuyoruz ha. Tutup bacağından sallayacam cehenneme ama and verdik bu son diye. Neyse şimdilik suyuna gidiyorum ama böyle yürümez bu iş.

Sevgili günlük,
Oh be. Sonunda kitabın son sayfalarını da ulaştırdım Muhammed’e. Gerçi deriydi kemikti, kabuktu, ellerine ne geçerse onun üzerine not aldılar söylediklerimi ama birbirine karıştırmazlar umarım. Bu işte böylece bitti. bir daha peygamber meygamber yok. Şu iblis biraz uslu dursa işler tıkırında yürüyecek ya gavatın uslu duracağı da yok. Şimdiden suları bulandırmaya başladı yine.

Sevgili günlük,
Bıraktım hocam ben bu işi. Uğraşmayacam artık. Bezdim be. Ben bu insan ırkını kendime azap çektirmek için mi yarattım yahu. Bu Muhammed’in ümmeti iblisten de beter çıktı. Dünyanın ...na koydular resmen. Önce önlerine geleni kılıçtan geçirdiler, sonra birbirlerine bulaşıp ortalığı kan gölüne çevirdiler. Sübyancılık bunlarda, ahlaksızlık bunlarda, hırsızlık, katillik ne varsa bunlarda. Geçenlerde aşağıda bir dolanayım dedim, bir baktım iblis efendi yakmış cigarayi gözleri cam cam, suratında pis bir tebessüm dünyayı seyrediyor. Önce çirkefi taşlamayayım üzerime bulaşır neme lazım, tanınamazlıktan geleyim usulca sıvışayım dedim ama laf attı sıpa dayanamadım. “Batırdın lan canım dünyayı bir de geçmiş keyif yapıyorsun rezil yaratık” dedim. “Bana çamur atma arkadaş” dedi. Neymiş, artık hiç karışmıyormuş, hatta dünyaya adım bile atmıyormuş, onlar kendi kendilerine güzel iş çıkartıyormuş. Bahsi kaybettin diye de tutturmaz mı? Bende sigorta bir attı, iblis alçağını cehennemin dibine kadar kovaladım. Tam köşeye sıkıştırmıştım ki Azrail araya girdi de aldı elimden. Karizmayı da iki paralık ettik bu arada.

Sevgili günlük,
Utanıyorum ama iddiayı kaybettiğimi kabul etmek zorunda kaldım. İblis her gün düzenli olarak taciz ediyordu beni. Olmadık yerde karşıma dikilip, “Ne mızıkçılık yapıyon ki, kaybettin işte, efendi efendi kabul et” diye damarıma basıp duruyordu. En sonunda lanet olsun dedim. Kaybetmeyi kabul etmek de büyüklüğün şanındandır. Dünyayı yıktım attım. Ne kadar insan evladı varsa geberttim. Hepsini dizdim arafata. Saftorikler cennete girecez diye bekleşirlerken süper bir pislik geldi aklıma. Cennet’e giden yolun üzerine bir köprü yaptım ki akıllara zarar. Kıldan ince, kılıçtan keskin oldu. Maçası yiyen geçer cennete girer, geçemeyen cup, cehenneme. Yerse. Var mı öyle beleşe cennet. Hehehehe.

Sevgili günlük,
Köprü olayı iyi oldu, bir tanesi bile geçemedi. Cennet bana kaldı. Cehennemi de olduğu gibi iblise bıraktım, ne hali varsa görsün. Ben artık bütün gün cennette kevserle kafa çekiyorum. bir daha da yok öyle acayip acayip şeyler yaratmak. Dertsiz başıma dert oldular durduk yerde. Böylesi daha iyi yahu, sakin sakin. Ohhhh..
Dünya benim tasarımımdır. Arthur Schopenhauer

Kullanıcı avatarı
hector
Moderatör
Mesajlar: 223
Kayıt: Cum Eki 16, 2015 8:26 pm
Görüş: Agnostik Ateist
Edilen Teşekkür: 204 kere
Alınan Teşekkür: 178 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen hector » Cmt Kas 21, 2015 4:19 pm

Şeytanın Günlüğü
1.
Gözümü açtım. Karşımda tuhaf bir tip beni süzüyordu. Meğer beni o yaratmış. Eh, teşekkürler.

2.
Bu gün hayattaki ikinci günüm. Bulunduğum mekan çok rahat. Her taraf rengarenk. Ortam çok sıcak ama, ya da bana öyle geliyor. Yaratıcımın söylediğine göre hammaddem ateşmiş. Sıcaklığım ondan olsa gerek.

3.
Ortama yavaş yavaş alışıyorum. Yaratan benimle epey ilgileniyor. Herşeyi öğretti bana kısa sürede. Bulunduğum mekanın adı “Cennet” miş meğer. Süper güzel bir atmosfer, ortalıkta bir sürü şirin şirin canlı var, rengarenk kuşlar filan. Her yerde dereler akıyor, ben içlerine girince suları kaynıyor. Çok eğlenceli. Derelerden birinin suyunu içince de müthiş kafa yapıyor, adı Kevser. Bu Yaratıcı da ilginç bir eleman. Canı sıkılıyor herhalde, sürekli bi acayiplik icad ediyor, onunla eğleniyor.

4.
Bu gün sabah şöyle biraz dolaşayım dedim, bi de baktım ki ortalık kanatlı kanatlı yaratıklarla kaynıyor. Sürü halinde doluşmuşlar bahçelere filan. Öbek öbek geziniyorlar. Kovalayayım gitsinler dedim ama öyle üç beş tane değil ki, sürüsüne bereket. Meğer bizim Patron kendine tapınsınlar diye yaratmış hepsini. Adları “melek”. Asap bozucu, sinir yaratıklar. Işıktan yaratılmışlar. Pırıl pırıl, gözümü alıyorlar. “Niye yarattın ki bunları, ne güzel ikimiz takılıyorduk sakin sakin” dedim, beni azarladı. Ondan iyi mi bilecek mişim? İyi tamam senden iyi bilmiyoruz da bu kadar fazla yaratmanın ne alemi var ama di mi?

5.
Hiç huzurum kalmadı Cennette. Kafamı nereye çevirsem melek sürüsü var. Üstlerine basmamak için zıplaya zıplaya dolaşmak zorunda kalıyorum. Meleklerin işi gücü Patron’a tapınmak, bir kısmı yerlere kapanmış vaziyette, kimi çömelmiş, kimi iki büklüm eğilmiş duruyorlar. Öyle “kısım” dediysem az buz değiller ha, ellişer bin, yüzer bin. Bu ne hırstır kardeşim, yarat üç beş tane bir kenarda takılsınlar, secde mi ediyorlar, rüku mu, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Ellibin tane nooluyor anlamadık ki. Bir şey söyleyince de bozuluyor. 4 tane de şef yaratmış. Başmelek oluyorlarmış kendileri. Onlar sürekli Patron’un etrafında dolanıp duruyorlar. Arkadaşlarla biraz konuşayım dedim ama pek burunlarından kıl aldırmıyorlar beyzadeler.”Şu melekleri toplayın bir tarafa da ayak altında dolaşmasınlar” filan dedim. Mırın kırın ettiler, gerginlik oldu. Pek hazzetmedim heriflerden. İçlerinden bi tek Azrail’i sevdim, fena çocuk değil, hoşsohbeti var biraz.

6.
Patron’la ile aram iyice limoni olmaya başladı. Bi afra bi tafra. Tamam yarattıysan yarattın, ben mi yalvardım sanki yarat diye? Hem baştan biliyosun madem herşeyin böyle olacağını ne bozuk atıyorsun. Ne yapsak fırça yiyoruz. Bu gün bahçede bir ağaca yaslanıp uyuyakalmışım, ağaç tutuştu. Çok fena azar işittim. Tuğba ağacıymış, çok değerliymiş, bilmem neymiş. Hem ateşten yaratıyon, hem de bi ağacı yaktık diye bağırıp çağırıyon. Dün de kevser ırmağına girdim, biraz yüzeyim neşemi bulayım diye, bir sürü surat yaptı. Ben girince suyu kaynamış, o sıcak sevmiyormuş kevserini. Zaten akşama kadar kevserle kafa çekip acayip acayip şeyler yaratıyor, başka bi numara yok. Hadi, saygıda yine kusur etmiyoruz ama olmaz ki canım böyle de.

7.
Bizim Patron kafayı tapınma olayı ile bozdu. İlla herşey kendine tapınacak. Bu nasıl bir egodur anlamadım ki ben. Kendisini her gördüğümüzde yerlere kapanmamızı istiyor. Uzaktan görünce yolumu değiştirmeye başladım artık. Günde elli kere yat kalk yat kalk, bıktım yahu. Zaten bir sürü meleğin var sürekli yalakalık yapan, benden ne istiyorsun. Bırak da huzur içinde varolayım şurada kendi halimde. Melekleri yarattığı yetmedi, bu gün de bütün gün kumlardan yeni birşeyler yaratmayla uğraştı. Yine bir icat çıkaracak ama hadi bakalım.

8.
Sonunda olacağı buydu. İpler koptu bu gün. Patron’la fecii kapıştık. Kumla çamurla oynarken kendine benzeyen bir tipçik yaratmış. Bi telaş herkesi huzuruna çağırdı, yeni oyuncağı ile tanıştırdı. Adı “Adem” miş. İyi, güzel, güle güle kullan filan dedik. Sonra bizimki tutturmasın mı “Bunun önünde secdeye varın” diye. Haydaaa. Melekler her zamanki yalakalıkları ile hemen yattılar yere. Ben yatmadım. Niye yatayım yahu. Hadi seni görünce, uğraştın, yarattın, ettin diye hürmetimizden secde ediyoruz, ama bu çamurdan ucubenin önünde niye secde edeyim. Tutturdu illa secdeye yatacan. Bi de bir şeye takınca takıyor ha. Yatarsın yatmazsın derken tepem attı, inceldiği yerden kopsun anasını satayım dedim, iyicene diklendim, O da “defol git o zaman, bi daha da gelme bu mekana” dedi. Duranda kabahat. Bavulumu topluyorum şimdi, ama gitmeden önce iki çift lafım olacak.

9.
Cennetin dışındaki ilk günüm bu gün. Çok sinirliyim çook. Cennetten kovulduğum için zerre kadar pişman değilim, ama o lavuğun önünde secde ettirmeye kalktı ya beni, işte o çok koydu. Bunun intikamını çok fena alıcam ama ben. Kendine de söyledim zaten gitmeden. “Sen bu arkadaşı sana tapınsın diye yarattın ama çok beklersin. Herifin gözlere baksana fel fecir okuyor, ilk fırsatta sana madik atar, şirk koşar, küfre düşer bu deyyuz” dedim.
“Nerden biliyosun” dedi, “bizim de bi bildiğimiz var herhalde, her şeyi bi tek sen biliyosun sanki” diye cevap verdim. Çok kızdı.
Elbette herşeyi bi tek o biliyormuş, ben ne anlarmışım, bu çamurdan yaratık şöyle üstünmüş, böyle süpermiş, kendisine saygıda gram terbiyesizliği olmazmış falan filan.
“Var mısın bahse” dedim, atladı hemen seninki. İddiaya girdik. Ben kazanırsam eşyalarını toplayıp cenneti komple bana bırakacak. O kazanırsa beni cehenneme atacakmış. Hehehe, o sinirle beni ateşten yarattığını unuttu zahir. Cehennem benim için tatil köyü gibi bir yer. Zaten cenneti o gıcık meleklerle doldurduğundan beri vaktimin çoğunu orda geçiriyordum. İddiayı kazansam da kaybetsem de sonunda kazanan ben olacağım yani.
Bahsin konusu da şu; kıyamet gününe kadar o çamurdan mendeburu Patron’un aleyhine kumpasa getirecem. Getiremezsek mağlubuz. Ama ben kazanacam, alıcam cenneti elinden. İlk işim de sinir bozucu melek ordusunu komple kapı dışarı etmek olacak. Bir tek Azrail’e kıyak geçerim. İsterse kalır o.

10.
Bu gün bütün gün cehennemde ense yaptım. Akşam üzeri Azrail Patron’a çaktırmadan sıvışmış, ziyaretime geldi. Eksik olmasın, tek yakınlık gösteren o kaldı bana bu mekanda. Taze Cennet havadislerini getirdi. Patron o yaratıktan bi tane daha yapmış. Değişik bir versiyonmuş bu da. Adını “Havva” koymuş. İkisine birden genel olarak “İnsan” diyormuş.

11.
Bu insanları cennetten çıkarmanın bir yolunu bulmalı. Orada oldukları sürece elimden bişey gelmez, çuvallar bahsi kaybederiz. Şunların yanına sokulmayı bir becerebilsem biliyorum ben yapacağımı ama Patron cennetin güvenliğini arttırmış ben girmiyeyim diye. Kapıda bir sürü nöbetçi melek dineliyor, başlarına da Cebrail’i dikmiş, kuş uçurtmuyorlar içeri. Ateşten yaratılmanın da bu dezavantajı var, sürekli parlıyoruz, kamufle olup girmek mümkün değil. Kılık değiştirip sızmayı denesem mi acaba?

12.
O kadar mutluyum ki anlatamam, sevincimi tarif edecek kelimeler bulmakta zorlanıyorum. Üç beş başarısız denemeden sonra nihayet yılan kılığına girip içeri sızmayı başardım. Bir süre çaktırmadan Adem’le Havva’yı seyrettim. Adem sinir bir tip, kolay kolay oyuna gelecek gibi değil, ama zayıf bi yanı var; Havva ne derse onu yapıyor. Havva’nın aklıysa bir karış havada. Onun üzerine yoğunlaştım. Bir ara baktım yasak ağaca doğru gidiyor, hemen düştüm peşine. (Bu ağaç da niye yasaktır, anlamadım gitti, her halt serbest bi bu yasak). Neyse, çıktım karşısına, fazla seremoniye girmeden direk mevzuya daldım.” Niye yemiyorsun ki bu ağacın meyvasından halbuki süper lezzetli” filan dememe kalmadı, Havva hemen bir tane koparıp attı ağzına. Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim açıkcası. Meğer dünden razıymış haspam. “Git yarısını da Adem’e ver, hepsini kendin yeme, ayıp” dedim, koşa koşa gitti salak. Dedim ya, Adem, bu ne derse onu yapıyor. O da yedi. Hehehe. Patron duyunca kudurdu tabii. İkisini de kapı dışarı etti. Dünya diye bir mekan var, oraya şutlandılar. Bu arada ben de kıçıma sıkı bir tekme yedim ama değer doğrusu. Bundan sonra işim çok kolay olacak çok. İddiayı şimdiden kazandım sayılır.

13.
Adem’le Havva, Dünya’ya iner inmez hiç zaman kaybetmeden üremeye başladılar. Kendilerine benzeyen iki tane daha insan peydahladılar. Birinin adı Habil, öbürününki Kabil. İnsan yavruları ufak geliyor önce ama hemen büyüyorlar. Adem’le Havva’ya deşifre olduk, yaklaşamıyoruz artık ama Habil’le Kabil henüz beni tanımıyor, kolay lokma olacaklar.

14.
Eveet, dakika bir gol bir...
Bu bizim Habil ile Kabil biraz büyüyür büyümez hemen Patron’a yaranma çalışmalarına başladılar. Cennet’e geri döneceklerini sanıyorlar akıllarınca. Bi yaltaklanmalar, adaklar adamalar, akıllara ziyan hareketler filan. Geçen gün, Habil adak olarak koyun kesmiş, öbürü de buğdayla meyve hazırlamış, güzelce paketlemiş. Ama Patron Kabil’in adağını beğenmemiş. “Naapiyim meyveyi ben, cennet meyve dolu zaten, çoğunu yemiyorum bile ağaçta çürüyorlar, buğday da çiğ çiğ bi halta benzemez, öğütmekle un yapmakla filan da uğraşamam” diye ağız bükmüş. Koyunu almış, “ooo, nefis mangallık et” demiş, Habil’e bir sürü iltifat etmiş. Bi gittim ki Kabil sıkkın sıkkın oturuyor. İki fıştaklayayım da arıza çıksın diye “Habil’i senden çok seviyor işte, sen burada kalıcaksın o gidecek cennete” dedim. Daha lafımı bitirmeden eleman yerden bir kaya parçasını kaptığı gibi kardeşinin kafasına geçirmesin mi? Höh, oha, çüş. Ben, en fazla biraderini biraz tartaklar, küfür söz söyler filan diye bekliyordum, resmen cinayet işledi bebe. Nasıl bir hırs yaptıysa artık. Hemen kalktım cennete gittim, Cebrail efendiye; “Git Patron’a söyle bahsi ben kazandım, boşaltsın cenneti” dedim. Ama Patron; “Bu sayılmaz, ben daha –başla- dememiştim, hazır değildim” filan diye bir sürü mızıdı. Neyse çok derdim değil, nasıl olsa kazanacağım aşikar artık. Bu çamur mayalı insanlarla işim fazlasıyla kolay olacak. Madem bu sayılmaz, ikinci sefere daha büyük pislik çıkartayım da görsün.

15.
Patron’un bahsi kaybetmemek için çamura yatacağı taa ilk günden belliydi.
Adem’in soyu üredikçe üredi, her yeri doldurdular. Bu arada İnsan’larla ilgili çok önemli birşey keşfettim, nerede çokluk var orada mutlaka bir bokluk çıkartıyorlar. Fazla uğraşmam gerekmiyor bile, bir ikisine hafiften gaz veriyorum hemen bir maraza yaratıyorlar. Çoğu zaman bana hiç gerek duymadan kendi kendilerine mükemmel işler çıkartıyorlar. Bu arada, bazılarına suni olarak üzüm suyundan nasıl kevser üretilebileceğini gösterdim. İki kadeh içtiler mi öyle bir zırvalıyorlar ki ben bile şaşıyorum yaptıkları işlere. Çok kısa bir süre içerisinde bütün kavimler yoldan çıktı. Kimini ben dürteledim biraz, ama çoğu kendi kendine pişti. Hehehe. Tam “işte şimdi başka bahane bulamaz, ben kazandım” diyordum ki, Patron bir sel yarattı dünyada, bütün elemanları boğdu. “Nuh” diye birisini seçmiş aradan sadece, bi gemi yaptırmış buna, içine bir sürü hayvan doldurtmuş çifter çifter,geri kalan herkes geberdi gitti.
Bu kadar da mızıkçılık olmaz ki canım. Gittim, çaldım kapısını, huzuruna vardım. “Nooluyor” dedim. “Bu da sayılmaz” dedi.” Ne demek yahu sayılmaz, bal gibi ben kazandım işte, hem niye boğdun adamları?” diye sorudum. Baştan başlayacakmışız. Onun hakkı üçmüş, üçüncü maçı da alırsam ancak kazandım sayılırmış. Ohooo, var mı öyle iddianın ortasında kuralları baştan yazmak. Neyse, terbiyemi bozmayayım diye birşey demedim. İki kere kazanan üçüncüyü de kazanır nasıl olsa. “Sen ufaktan ufaktan bavulunu toplamaya başlasan iyi olur” dedim sadece. Cennetten çıkarken şööyle alıcı gözle bir baktım, kendime güzel bir yer beğendim, villa yaptırıcam tapuyu alınca. Ben gittikten sonra arkamdan bir sürü konuşmuş, yok lanetlenmişim, yok rezil mişim, anca cehennemin dibine gidermiş falan filan. Görecez bakalım kim nereye gidiyor.

16.
Bir süredir bekliyordum Nuh efendinin kavmi çoğalsın diye. Çokluk-bokluk teorim bir kere daha ispatlandı. Eleman sayısı artar artmaz arıza yaratmaya başladılar dünyada. Bir de pek alıklar. Hemen unutuyorlar herşeyi. Bu gün bir baktım, ottan tezekten tuhaf tuhaf heykeller yapmışlar onlara tapınıyorlar. Güzeel. Yorulmadan üçüncü raundu da alıcaz anlaşılan. Keyfim pek bir yerinde.

17.
Bizim Patron bu sefer yenilgiye uğramamaya azimli anlaşılan. Bu mankafa insanlar hemencecik unutuyorlar diye, her bişeyi yazıp göndermeye başladı. Musa diye birine 15 maddelik birşey yazmış vermiş. Ama şapşal, yazılı tabletlerden birini düşürüp kırınca 10 madde kalmış geriye. Patron da kızıp bi kitap göndermiş ki akıllara zarar. Ben diyeyim 300 sayfa, sen de 500. Tuğla gibi. Tabii insanoğlu o kadar kalın kitabı okumaya üşendiği için yine kafalarına göre davranmaya başladılar. Ben de biraz destek attım. Altından bir buzağı yaptırttım, bu daha güzel buna tapının dedim, hemen inandı andavallılar. İşler aleyhine dönünce Patron durur mu, baktı bahis gümbürtüye gidiyor müdahale etti, adamların üzerlerine yıldırım filan attı, arbede çıkardı, bir sürüsünü helak etti. Elemanlar da tırstı iyice. Neyse bir süre daha bekleyelim bakalım noolacak.

18.
Musa’nın kavmini tam kıvama getirmiştim ki, İsa diye birşey çıkardı bizimki ortaya. İnsanoğlu kolay etkileniyor diye bunu bizzat kendi yarattı koydu. Nasıl da sinir bir tip anlatamam. Suratına tokat çakıyorsun herif öbür yanağını çeviriyor. Tükürsen “yağmur mu başladı ne” diyor. O derece yani. Neyse, İsa’nın yaşadığı kentteki Musa’nın adamlarını fıştakladım biraz, Vali’yi filan gaza getirdim, atsınlar içeriye bunu da sesi soluğu kesilsin diye. Bu insanoğluna da gaz vermeye gelmiyor ha. Vur deyince öldürüyorlar. Tuttular İsa’yı çarmıha gerdiler. Yahu, el insaf birader, ben size çocuğu çiviyle tahtaya mı çakın dedim? Hiç acıma yok bunlarda da. Amaan, bana ne, ben sonuca bakarım. İşler yine benim lehime döndü. Karmaşadan istifade, Patron’un İsa’ya verdiği kitabı afırdım. Ellerinde yazılı birşey olmayınca yine sapıttı bunlar. Akıllarında kaldığı kadarıyla her önüne gelen bir kitap yazmış, seksen-yüz tane farklı versiyon çıkarmışlar ortaya, hiç biri öbürünü tutmuyor diye, sözü geçenler habire toplantı yapıp duruyorlardı. Orta bir yol bulacaklar güyya. Son toplantıda araya kaynak yaptım. “Yaradan nasıldır, kimdir, bir kişi midir, nedir” diye konuşup duruyorlardı. “Bunlardan aslında üç tane var” diye bi maval attım, “Baba-Oğul-Kutsal Ruh, kartel gibi yönetiyorlar alemi” dedim, yediler embesiller. Üçüncü gol de geliyor, az kaldı. Villa’nın planlarını çizdim bu arada, direkman Kevser ırmağından hat çekicem, musluktan akıtıcam.

19.
Çok çekişmeli gidiyoruz Patron’la. İsa planını bozduk ya, bu sefer Muhammed diye birini sardı başımıza. Arap kavminden bir tüccar. Uyanığın önde gideni. Muhammed’i duyar duymaz yine cennete çıktım. Cebrail, kapıdan geçirmemek için çok uğraştı ama ben yaygara kopartıp olay çıkartınca mecburen aldı içeri. Hemen huzuruna vardım, açtım ağzımı yumdum gözümü. “Ama böyle zırt pırt peygamber göndermek olmaz” dedim. Hep o mızıklanıyor, bu sefer de ben söylendim durudum. “Kaçtır tam ben kazanıcam, bi numara yapıyorsun” diye bağırıp çağırdım. “Tamam bu son, başka Peygamber göndermiycem, kazanan galip sayılır” dedi. Hadi hayırlısı. Pek inanasım yok ya neyse, yine bir son dakika dümeni çevirir gibime geliyor. Kesin ben gittikten sonra arkamdan da konuşmuştur, lanetli, rezil vs. diye.

20.
Son kitabı benim yürüttüğümü ispiklemiş galiba birisi, bu sefer işini sağlama aldı, kitabını doğrudan Muhammed’e vahyediyor. Ama geçen gün sureleri indirirken baktım Muhammed’in aklı başka yerde, boş boş bakıyor, arkadan usulca yanaşıp ben de öbür kulağına fısıldamaya başladım. Kafası karıştı garibin, Patron’un söylediklerinin yerine benim fısladıklarımı yazdırdı kitaba. Patron sinirinden delirdi tabii duyunca. Günlerdir düzelticem diye uğraşıyor. Çorba ettiler iyicene. Hehehe.

21.
Bu Muhammed’in ümmeti şimdiye kadar gördüklerimin arasında en arıza olanlar çıktı. Önceleri elde kılıç, önlerine geleni kesip biçiyorlardı, sonra gelişen teknolojiden faydalanmaya başladılar, şimdilerde paso sağı solu patlatıyorlar. Zaten topraklarında petrol bulup çıkarttılar, bitleri de kanlandı. Para gani, elleri her tarafa uzanıyor. Ben hiç karışmadım yeminlen. Ne ettilerse bir başlarına ettiler, dünyanın da içine ettiler bu arada.

22.
Artık galibiyetim inkar edilemez şekilde son derece net bir hale gelince, çıktım dayandım bunun kapısına. Bir şey söylemesine fırsat bırakmadan aldım sazı elime. “Bu da mı gol değil, ha söyle, bu da mı gol değil” dedim. “Üç dedin, 3-0 yaptık olayı daha mızıkçılık yapma, boşalt cennetimi, ben kazandım” dedim. Öyle değil de şöyle de, böyle de diye lafı evirdi çevirdi, en sonunda kabul etmek zorunda kaldı. “İyi be tamam, sen kazandın” dedi. İsrafil’e birşeyler söyledi. Eleman elinde gezdirip durduğu düdüğe bi üfledi, dünya sizlere ömür. Ben de o tuhaf düdük (sur mu ne) ne işe yarıyor acaba diyordum. Meğer bunun içinmiş. Herşey baştan planlı yani.
Neyse, dünya bir anda toz bulutuna dönüşünce nalları diken bütün insanoğlu mahşer yerine birikti. Akılları sıra cennete girecekler, ama bizim Patron’da numara biter mi hiç? Cennetin kapısına giden yola bir köprü yapmış ki bu kadar olur. Kıldan ince, kılıçtan keskin. Oha dedim. Geçmeye kalkan ya kayıp düşüyor, ya ikiye biçilip cehennemin dibini boyluyor. Bazısı kurban diye kestiği koçların üzerine binip geçmeye çalıştı ama nafile, geçebilen olmadı. Herkesi tıktı cehenneme. Sonra bana dönüp; “Seni de başlarına genel müdür yaptım, git orda ne halin varsa gör” dedi. Hoppalaa, buyur burdan yak. Biliyordum ama ben yine bir son dakika çelmesi yiyeceğimi. “Hani cenneti verecektin” diye karşı çıktım, “Burasının bakımı çok zor, bir başına çekip çeviremezsin, eline yüzüne bulaştırır helak edersin canım bahçeyi, bakabileceğini bilsem vereyim ama yapamazsın” dedi. Diklenecek oldum, üzerime yürüdü, hadise çıkmasın diye uzadım. “İyi aman, al cennet senin olsun, çok meraklıydım sanki, iddiayı ben kazandım ya o bana yeter” dedim. Çıktım gittim. Şimdi cehennemde sabahtan akşama kadar insanoğluna işkence edip duruyorum. Bizimki nasıl olsa yine rahat duramaz, bir tuhaflık yaratır. Bu işin rövanşını da yaparız elbet. O villayı bir gün mutlaka yaptıracağım, musluklarından kevser akacak
Dünya benim tasarımımdır. Arthur Schopenhauer

faith-fatih
Mesajlar: 65
Kayıt: Cum Mar 04, 2016 4:55 pm
Görüş: musluman
Edilen Teşekkür: 2 kere
Alınan Teşekkür: 5 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen faith-fatih » Pzr Nis 10, 2016 1:47 pm

yaratıcının günlüğü levhi mahfuz dur.bu çok sığ bir günlük olmuş :) levhi mafuzda bütün varlığın yapacağı ameller yazar.
yaratacı zaman ve mekandan münezzeh olarak geçmiş gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda yaşar.sıkılma söz konusu olamaz.
tapınmdan murat yaratıcı kendini doğru bir şekilde tanınmasını istemesidir.peygamberimiz bir hadisinde; 1 saat tefekkür(düşünme) 70 yıllık ara vermeksizin yapılan ibadetten eftaldir. buyuruyor. zaten yaratıcı kendini doğru tanımlamayan ibadeti kabul etmiyor.öyle olsaydı aracı koşanlar yada kendisiyle beraber başka ilah edilenleride cennete koyacağım derdi. ibadetteki maksat insanı kendini terbiye etmeye yönelik ve aynı zamanda yaratıcının cömertliğini gösterdiği saha olarak tanımlayabiliriz. şöyleki; iyilik yapmak için çoğu zaman maddi imkan gerekiyor.maddi imkanı olmayan yada zaman fırsatı olmayanları mağdur etmemek için yaratıcının bahşişidir namaz ve ibadetler.örneğin yaratıcı olan Allah(c.c.) ın cuma namazına bir deve yükü altın sadaka etmiş kadar sevap yazıyor, diyor peygamberimiz.hangi zengin haftada bir deve yükü altını sadaka verebiliyor.zenginde gidince bu fırsattan yaralanabiliyor.bir yıl 52 hafta.toplam 52 deve yükü altın.bu altını zenginde,fakirde gelen alıyor.şimdi; herhangi zengin yılda bir deve yükü altını sadaka verse dahi fakirle arasındaki fark yılda sadece bir deve altın oluyor.böylece dünyada ki gelir adaletsizliği ahirete yansılıtılmamış oluyor.bir deve yükü altınıda en zenginler ancak bir ömürde zor verebilecekleri bilinirken.bu birikim bir ömüre yansıdığı zaman aradaki farkı yüzdeye vurursanız çok küçük bir oran çıkacaktır.böylece dünyada zengin ve fakir arasında maddiyattan kaynaklanan fark önemsiz denecek oranda azalacaktır.

Kullanıcı avatarı
Mems
Mesajlar: 138
Kayıt: Pzr Mar 06, 2016 11:21 pm
Görüş: Yıldız Tozu
Edilen Teşekkür: 68 kere
Alınan Teşekkür: 58 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen Mems » Pzr Nis 10, 2016 4:49 pm

Sevgili hector tanrı olma yolunda büyük adımlar bunlar. Beni de şöyle kanatlı bir canlı yap hep uçmak istemişimdir.
Çoğunluk her zaman bir şeylere inanmanızı ister,çok az insan gerçekler den bahseder, çünkü gerçekler zihni rahatsız eder, ama bu haz inanmaktan daha lezzetlidir ve cesaret ister, iki türlüde yaşarsınız biri hakikatle diğeri yalanlarla biter.

faith-fatih
Mesajlar: 65
Kayıt: Cum Mar 04, 2016 4:55 pm
Görüş: musluman
Edilen Teşekkür: 2 kere
Alınan Teşekkür: 5 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen faith-fatih » Sal Nis 12, 2016 8:47 pm

:) ilk okuldaki beden hocamız, kollarımızı kanat gibi çırparak hızlı koşarsak kanat çıkabilirsiniz derdi.istersen bir dene belki o zaman kanatlanırsın. kanatları başkasından beklemek yerine kanat çıkarmayı unmak. evrim bu bakarsın çıkarıverirsin.bizde şahitlik ederiz.

Kullanıcı avatarı
Mems
Mesajlar: 138
Kayıt: Pzr Mar 06, 2016 11:21 pm
Görüş: Yıldız Tozu
Edilen Teşekkür: 68 kere
Alınan Teşekkür: 58 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen Mems » Sal Nis 12, 2016 8:51 pm

Benim dogmam la dalga geçtiniz ayıp değil mi. Alındım yani.
Çoğunluk her zaman bir şeylere inanmanızı ister,çok az insan gerçekler den bahseder, çünkü gerçekler zihni rahatsız eder, ama bu haz inanmaktan daha lezzetlidir ve cesaret ister, iki türlüde yaşarsınız biri hakikatle diğeri yalanlarla biter.

faith-fatih
Mesajlar: 65
Kayıt: Cum Mar 04, 2016 4:55 pm
Görüş: musluman
Edilen Teşekkür: 2 kere
Alınan Teşekkür: 5 kere

Re: Tanrı ve Şeytan Günlükleri

Mesajgönderen faith-fatih » Sal Nis 12, 2016 8:59 pm

özür dilerim.


“Varlık, Tanrı, İnanç” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir