Boşlukların Tanrısı

Tanrı kavramı, dinin tanımı, inanç ve aklın doğası, insan-evren ilişkisi, dini tecrübeler, ahlak, varoluş, bilginin doğası, kapsamı, kökeni ve kaynağı...
Kullanıcı avatarı
hector
Moderatör
Mesajlar: 223
Kayıt: Cum Eki 16, 2015 8:26 pm
Görüş: Agnostik Ateist
Edilen Teşekkür: 204 kere
Alınan Teşekkür: 178 kere

Boşlukların Tanrısı

Mesajgönderen hector » Cmt Kas 21, 2015 4:03 pm

Yaratılışçılar günümüzün bilim ya da bilgi birikiminde boşluklar bulmak için can atarlar. Eğer açık bir boşluk bulunursa, bu boşluğu hükmen Tanrı’nın doldurma zorunluluğu olduğu addedilir. Bilim adamları ise bu gizeme farklı bir nedenle sevinirler: bu onlara keşfedecek bir şey sunar. Dinin gerçekten de kötü etkilerinden biri de bize, anlamadan tatmin olmanın bir üstünlük olduğunu öğretmesidir.

Bilgisizliğin itiraf edilmesi ve geçici gizem, sağlam bilim için yaşamsaldır. Ancak bu sebepten ötürü, ne yazık ki yaratılış propagandacıların ana stratejisinin, bilimsel tecrübede boşluk arayan ve bu boşlukları hükmen ‘akıllı tasarımın’ doldurması gerektiğini öne sürenlerinkiyle ters düştüğünü söylemeden geçemeyiz. Aşağıdaki ifade kuramsaldır ancak tamamen tipiktir. Bir yaratılışçı der ki: ‘Küçük benekli gelincik kurbağasının bacak eklemi indirgenemez karmaşıklıktır. Tüm parçaları yerli yerinde olmazsa, hiçbir parçası işlev getiremez. Bahse girerim gelincik kurbağasının bacak ekleminin, yavaş ve kademeli derecelerle evrimleştiğini söyleyecek görüşte olmazsınız.’ Eğer bilim adamları hızlı ve anlaşılır bir yanıt vermeyi başaramazlarsa, yaratılışçı hükmen bir sonuç elde eder: ‘Tamam o zaman, alternatif teori, “akıllı tasarım”, hükmen kazanır.’ Buradaki önyargılı mantığı fark ettiniz mi: Eğer A teorisi bazı noktalarda başarısız oluyorsa, teori B doğru olmak zorundadır.Kanıtın ters yüz edilerek uygulanmadığını söylemeye dahi gerek duymuyorum. Sözüm ona yerini alacağı teorinin tıpatıp aynı detay üzerinde verimli olup olmayacağını kontrol etmeden, şipşak zorunlu teoriyi benimsemeye teşvik ediliriz. Akıllı tasarıma (AT) bir Hapisten Çık Kartıbağışlanır ki bu evrimin yarattığı güçlü iddialara karşı sihirli bir dokunulmazlıktır.

Ancak burada altını çizmek istediğim nokta, yaratılışçının dalaveresinin bilim adamı için gerçekten elzem olan “(geçici) şüpheden haz almayı” baltalamasıdır. Bütünüyle politiknedenlerden ötürü, günümüz bilim adamları şu tarz ifadelerden kaygı duyarak kaçınırlar: ‘Hım, ilginç bir konu. Merak ediyorum, acaba gelincik kurbağasının atalarının bacak eklemi nasıl evrim geçirdi? Ben gelincik kurbağalarının uzmanı değilim, Üniversite Kütüphanesi’ne uğrayıp inceleme yapmam gerekir. Bu bir son sınıf öğrencisi için ilginç bir proje olabilir.’ Bir bilim adamı böyle bir söz söylediği anda yaratılışçının kitabında zorunlu bir sonuç doğacaktır: ‘Gelincik kurbağasını yalnızca Tanrı tasarlamış olabilir.’

Ayrıca, bilimin yeni araştırma hedeflerini belirlemek için bilgisizlik alanlarının açığa çıkarılmasıyla ilgili metodolojik gereksinimiyle, Akıllı Tasarım’ın hükmen zaferini ilan etmek için aynı alanları ele geçirme gereksinimi arasında talihsiz bir bağlantı vardır. Bu kesin bir tanımla, Akıllı Tasarım’ın kendi ispatının olmaması ancak bilim tecrübesinin boş bırakıldığı alanlarda tıpkı bir yabani ot gibi serpilmesinden ileri gelir. Ve Akıllı Tasarım’ın bu yönü, bilimin aynı boşlukları tanımlama ve araştırmaya başlama planıyla rahatsız edici şekilde örtüşür. Bu bağlamda, bilim Bonhoeffer gibi bilge ilahiyatçılarla ittifak oluşturmak zorunda kalır ki her iki taraf da naif, popülist ilahiyatın ve akıllı tasarımın boşluk ilahiyatının ortak düşmanlarına karşı birleşmiş olurlar.

Yaratılışçıların fosil kayıtlarındaki ‘boşluklar’ ile olan aşk meselesi tamamen boş olan ilahiyatlarını sergiler. Bir keresinde sözüm ona Cambrian Patlaması’yla ilgili bir konuyu şu ifadeyle açtım, ‘Sanki fosiller hiçbir evrimsel geçmiş olmaksızın dünyaya öylece bırakıldılar.’ Bu ifadeyi seçmemdeki amacım okuyucuların iştahını kabartıp, hemen akabinde geniş bir açıklamaya yer vermekti. Bunun önemini sonradan kavradım ancak hoşgörülü açıklamam bir yerinden kesilerek ve açılış cümlem sinsice alıntı yapılaraksaptırılacaktı. Keşke bunu tahmin edebilseydim. Yaratılışçılar fosil kayıtlarındaki ‘boşluklara’ bayılırlar, tıpkı genel anlamda boşluklara bayılmaları gibi.

Birçok evrimsel geçiş, kademeli olarak değişim geçiren ara fosillerin daha kısa ya da uzun süreli serileri sayesinde açıkça belgelenmiştir. Bazıları belgelenmemiştir ve bunlar şu ünlü ‘boşlulardır.’ Michael Shermer’in de zekice belirttiği üzere, eğer yeni bir fosilin keşfi bir ‘boşluğu’ temizce ortadan ikiye ayırırsa, yaratılışçı artık iki kat fazla boşluk olduğunu iddia edecektir!

Ve her koşulda yersiz bir düşünce olan gıyabında hüküm vermeye yönelecektir. Eğer doğru varsaydığımız bir evrimsel geçiş belgeleyecek fosiller ortada yoksa evrimsel geçiş yok farz edilir ve Tanrı’nın müdahalesi hükmen kazanır.

Gerek evrimde gerekse diğer herhangi bir konuda, öykünün her adımının eksiksizce belgelenmesini talep etmek düpedüz mantıksızlıktır. Birisini cinayetten mahkum etmeden önce pekâlâ katili cinayete ilişkilendiren her adımın eksiksiz bir sinematik kaydını hiçbir kareyi atlamadan talep edebilirsiniz.

Ölen canlıların bedenlerinin yalnızca küçük bir bölümü fosilleşir ve bulabildiğimiz kadar ara fosil bulduğumuzda şanslı sayılırız. Oysa elimizde hiçbir fosil olmayabilirdi ki bu durumda evrim için moleküler genetik ve coğrafi dağılım gibi diğer kaynaklardan kanıt elde edebilirdik. Bu kanıtlar da karşı konulmaz derecede güçlü olurlardı. Diğer yandan, yalnızca bir fosilin yanlış bir jeolojik katmanda ortaya çıkması halinde, evrim teorisi patlak vermiş olurdu. Bağnaz bir Popperian evrimin yanlışlığını git gide daha ispatlanabilir olduğunu söyleyerek bir tartışma başlattığında, J.B.B.Haldane güçlü bir şekilde kükredi: ‘Precambrian’daki fosil ödlekleri. Yaratılışçıların, yanlışlığıyla bilinen, Coal Measures’daki insan kafatasları efsaneleri ve dinozor ayak izlerinin arasında karışmış insan ayak izlerihikâyelerine rağmen kronolojik açıdan hatalı fosiller asla gerçekten bulunamamıştır.

Boşluklar yaradılışçının zihninde, hükmen Tanrı tarafından doldurulur. Aynı tutumu ayrıca Olasılıksız Dağı kitlesinin görünüşte olan boşlukları için de sürdüler; yani kademeli eğimin ayrıntılarıyla keşfedilmemiş olduğunu veya keşfedilmeye gerek duyulmadığı bölgelerde. Bilgi ya da kavrayış eksikliği olan alanların kendiliğinden, hükmen Tanrı’ya ait oldukları addedilir. Pratik bir çareymiş gibi ‘İndirgenemez karmaşıklığın’ etkili bir beyanına başvurmak, gerçekte hayal gücünün başarısızlığını simgeler.

Bazı biyolojik organların, mesela bir bakterisel kamçı motorunun ya da bir gözünbiyokimyasal bir yol izlememesi durumunda, daha fazla kanıta gerek duyulmadan bunların indirgenemez karmaşıklık olduğu hükmü verilir. İndirgenemez karmaşıklığa delil göstermek için hiçbir girişimde bulunulmaz. Eğitici göz, kanat ve birçok başka organ öykülerinin anlatılmasına rağmen, şüpheli övgüye layık görülen (İndirgenemez karmaşıklık övgüsü) yeni adayların her birinin apaçık biçimde indirgenemez karmaşıklık oldukları varsayılır ve bu konumları hür iradeye bağlı olarak geçerlilik kazanmış olur. Ancak bu konuda biraz düşünmelisiniz. Eğer indirgenemez karmaşıklık tasarımın bir kanıtıysa, bu kanıt ancak ve ancak hür iradeyle sağlanmış olabilir. Siz de bu durumda daha fazla kanıt ya da doğrulamaya ihtiyaç duymadan yalın bir şekilde, gelincik kurbağasının karmaşık yapısının (Bombardıman böceğinin, vs.) tasarımı ispatladığını iddia edebilirsiniz. Bunun bilimsellikle uzaktan yakından alakası yoktur.

Hür irade mantığını aşağıdaki bir metin üzerinde uygulayıp inandırıcılığı sınayalım:

‘Ben [kendi isminizi yerleştirin] kişisel olarak [biyolojik bir fenomeni yerleştirin] adım adım gelişmiş olabileceği hiçbir gidişatı aklıma getiremem. Bu yüzden bu bir indirgenemez karmaşadır. Dolayısıyla tasarlanmıştır.’

Bu şekilde deneyin ve bazı bilim adamları için bir orta ürün keşfederek ortaya çıkmanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlayın; ya da en azından mantıklı bir orta ürünü hayal etmenin. Üstelik bilim adamları ilginç bir açıklamayla ortaya çıkmasalar da, ‘tasarımın’ iyi sonuç verdiği varsaymak su katılmamış kötü mantıktır. ‘Akıllı tasarım’ teorisinin altında yatan düşünce tembel ve bozguncudur; klasik ‘Boşlukların Tanrısı’ düşüncesi. Buna daha önceleri Kişisel Kuşkuculuktan Kanıt ismini vermiştim.

Gerçekten muhteşem bir sihirbazlık numarası izlediğinizi hayal edin. Meşhur sihirbaz ikilisi Penn ve Teller’ın rutin bir gösterisinde, bu kişiler birbirlerine aynı anda tabancayla ateş eder ve her ikisi de mermiyi ağızlarında yakalamış gibi yaparlar. Tedbir almak amacıyla, mermileri silahlara doldurmadan önce üstlerine tanımlayıcı çizgiler atılır ve bu prosedürün tamımı izleyiciler arasındaki ateşli silah tecrübesi olan gönüllülerin yakın şahitliğinde gerçekleşir. Görünürde tüm hilekârlık olasılıkları elimine olmuştur. Teller’ın işaretli mermisi Penn’in ağzını boylar ve Penn’in işaretli mermisi de Teller’ın.

Ben [Richard Dawkins] bunun bir hile olabileceği hiçbir durumu akla getirecek yeterlilikte değilim. Kişisel Kuşkuculuktan Kanıt, önsezinsel beyin merkezlerimin derinliklerinden bağırır ve neredeyse beni şunu söylemeye zorlar, ‘Bu bir mucize olmalı. Burada bilimsel bir izah yok. Mutlaka doğaüstü bir güçtür.’

Ancak bilimsel eğitimin sakin sesi farklı bir mesaj iletir. Penn ve Teller dünya çapında nam salmış sihirbazlardır. O halde bunun mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır. Belki de ben çok saf ya da çok dikkatsizim. Ya da hayal gücünden yoksunum. Bu, hokkabazlık numarası için uygun bir yanıt olduğu gibi ayrıca indirgenemez karmaşıklık olduğu sanılan bir biyolojik fenomen için de uygun bir yanıttır. Doğal bir fenomene olan kişisel şaşkınlığın karşısında ivedi biçimde doğaüstü bir gücü akla getiren insanlar, kaşığı büken bir hokkabazı gördüklerinde bunun ‘paranormal’ bir olay olduğu sonucuna atlayan delilerden farksızdırlar.

İskoç kimyacı A.G.Cairns-Smith, kitabı Hayatın Kaynağına Dair Yedi İşaret’te bir su kemeri benzetmesinden faydalanarak ek bir noktaya parmak basar. Yontulmamış taşlardan ve harçsız yapılan bir kemer hiçbir yerden destek almasa da dengeli bir yapı olabilir ancak indirgenemez karmaşıklıktır: eğer taşlardan bir tanesi yerinden sökülürse kemer yıkılır.O halde bunun ilk inşası nasıl yapıldı? Bunun bir yolu, sağlam bir taş yığınının etrafına kazık döşemek ve ardından dikkatlice kazıkları teker teker çıkarmaktır. Daha genel bir tanımla, bir parçasının eksiltilmesiyle ayakta kalamaması anlamında indirgenemez olan birçok yapı vardır ancak bu yapılar sonradan çıkarılan ve bir daha gözükmeyen iskelelerin yardımıyla inşa edilir. Yapı bir kez tamamlandığında, iskele güvenle kaldırılabilir ve yapı sabit kalmayı korur.Evrimde de böyle olur, incelediğimiz organ ya da yapı, canlının atalarında var olan ancak artık gerek duyulmayan bir iskele sayesinde oluşmuş olabilir.

Darwinizm bizi farklı yollarla bilinçlendirir. Evrim geçirmiş organlar, genelde zeki ve güçlüdürler, aynı zamanda açıklayıcı kusurları vardır; bu, eğer evrimsel bir geçmişleri varsa tam da beklememiz gerekendir ancak eğer tasarlanmışlarsa tam anlamıyla beklenmedik bir durumdur. Diğer kitaplarımda da bazı örnekler üzerine yorum yaptım: mesela yinelenen gırtlak siniri, hedefe doğru ilerlediği müsrif, geniş ve dolambaçlı bir yolda evrim geçmişine ihanet etmiştir. Sırt ağrısından fıtığa, sarkık rahimden sinüs iltihaplarına kadar çoğu insani rahatsızlığa karşı hassaslığımız, doğrudan doğruya şu anda dik yürüdüğümüz bedenimizin, dört ayak üzerinde durmayı terk etmek için yüzlerce milyon yıldan fazla şekil değiştirmiş olmasından kaynaklanır. Ayrıca bilincimiz doğal seçilimin acımasızlığı ve savurganlığıyla artmıştır. Yırtıcılar, kurban hayvanları yakalamak için mükemmelce ‘tasarlanmış’ gibi görünürken, kurban hayvanları da kaçabilmek için en az onlar kadar mükemmelce ‘tasarlanmış’ gibi görünür. Peki, Tanrı kimin tarafındadır?

Kaynak

Richard Dawkins / Tanrı Yanılgısı (Sayfa, 122–128) / Kuzey Yayınları
Dünya benim tasarımımdır. Arthur Schopenhauer

Kullanıcı avatarı
Engse Hohol
Mesajlar: 181
Kayıt: Prş May 05, 2016 9:34 pm
Edilen Teşekkür: 17 kere
Alınan Teşekkür: 53 kere

Re: Boşlukların Tanrısı

Mesajgönderen Engse Hohol » Cmt May 21, 2016 6:37 am

Dinler ateş böcekleri gibidirler. Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu, yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Yalnızca o cehalet iklimi ortamında yaşayabilirler. Sümer şiir ve destan edebiyatının ilahi 3 kitaba da etkidiği, Muazzez İlmiye Çığ'ın çalışmalarıyla ortaya çıkmıştı. Ben ilk defa ondan öğrendim ve örtüşüyor da tanrıların tarihsel serüvenleriyle Muazzez hanımın çalışmaları. Çünkü bakıyoruz 6000 yıl önce Sümerliler yazıyı ilk kullanmaya başlamışlar ve bakıyoruz, Tanrılar da ilk konuşmaya 6000 yıl önce başlamışlar. Bu ne tesadüf. Adem'in yaratılışı ve Nuh tufanı birebir kopya neredeyse. Sonra başörtüsü ve tanrıların insanlara, kentleri, kültür varlıklarını meydana getirip insanlara vermelerinin açıklamaları, Allah’ın insanlara elbiseler yaptığı (araf 26), dağlara barınaklar, sıcaktan koruyacak elbiseler, savaştan koruyacak zırhlar (nahl 81) ve gemileri (yasin 82) yapıp verdiğinin öykülerini, kur'an ayetleriyle örtüşür denklikte görüyoruz. İslamda günümüze değin gelmiş dualar, tütsüler, ilahiler ve diğer birçok islami ibadetlerin başlangıçı tabiki Sümerler. Ancak Hint ve antik Mısır kaynakçalarının islama olan etkisi, yahudilerin ve islamın devletleşme sürecinde siyasi yapılarının ve siyasi kişilerinin dışında pek rastlamak olası değil bence ama irdelemek gerekir bunları.

Resim

Kullanıcı avatarı
tembel.kopek
Mesajlar: 24
Kayıt: Prş Haz 02, 2016 7:32 pm
Edilen Teşekkür: 13 kere
Alınan Teşekkür: 11 kere

Re: Boşlukların Tanrısı

Mesajgönderen tembel.kopek » Cum Haz 03, 2016 10:11 am

Aslinda durum son yuzyilda biraz daha degisti. Bilinmeyen noktalari tanri ile dolduran lar simdilerde bilinen noktalardan (ornegin karaciger hucreleri, Dna, enzimler ) tanriya giden bir yol/kopru olusturmaya calisirlar. Bu durumda evreni, dogayi, insani anlama skalasinda bilimsel gelismelerin rolu buyuktur. Aksini yapanlar da vardir. Ama yine de Evrim teorisini aracsal sebeplerle yaratma fikri olarak goren toplumsal bir kitle ile karsilasiriz.

Yukaridaki gorsel guzel olsa da nereden baktigina gore degisir.
Bence.

Kepler, Galile, Newton, Kuantumcu Max Planck, Kenneth Miller ( "akilli tasarimin cokusu"adli videosuna bayiliyorum), F. Collins gibi adamlar cehaletten beslenip Tanri'ya mi ulastilar? Tabiki hayir.

Fakat bi aptal cikip da "haaa gozun nasil olustugunu bilmiyorum.
o halde kessin kes Allah yapti." Diyecektir.

Demekli genellememek lazim bazi seyleri.

Dinlerden ozgur dusunce kapsaminda
slogan vari guzel laflar edince daha entelektuel gorunuyor.
Ama ne kadar slogan atarsa insan, o derece aptallasiyor.


“Varlık, Tanrı, İnanç” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir