Peygamberlerin Yalancılığı (!)

Tanrı kavramı, dinin tanımı, inanç ve aklın doğası, insan-evren ilişkisi, dini tecrübeler, ahlak, varoluş, bilginin doğası, kapsamı, kökeni ve kaynağı...
thalese
Mesajlar: 36
Kayıt: Sal Mar 29, 2016 12:58 pm
Edilen Teşekkür: 4 kere
Alınan Teşekkür: 1 kere

Re: Peygamberlerin Yalancılığı (!)

Mesajgönderen thalese » Çrş Nis 20, 2016 10:22 pm

Anlaşamıyoruz gerçekten. Ana dillerimiz de aynı ama maalesef olmuyor.

Ben YALAN diyorum, birbirini görmemiş insanların aynı yalan üzerinde ittifak edemeyeceklerini söylüyorum, ama sizin örneklerini yalan değil, kendilerine göre doğru bir bilgi etrafında toplanmış insanları bana örnek gösteriyorsunuz, hristiyanlık, naziler vb.. gibi..

Teslis yada Ari Irk yalan değil, bunları insanlar "doğru" kabul etmişler ve inanmışlar..Ama bizler bunun doğru bilgi olmadığını kabul ediyoruz, yalan değil.

Yalan;
Söyleyen kişi tarafından yalan olduğu bilinir.


Arkadaşına herhangi bir konuda "yalan" söylediğinde, sen buna inanarak mı söylersin, yoksa yalan olduğunu bilerek mi?

Ben kastettiğim işte bu yalan'dır. Yoksa, insanların, farklı inanışlara göre doğru kabul edilmeyecek fikirlere yalan denilemez.

--//--

Bu açıklamadan sonra,
baştan alayım,

Peygamberlere bakıyorsunuz, birbirlerini hiç görmemiş olanlar var, temelde aynı şeyleri söylemişler. Tanrı inancı, ahiret, cennet-cehennem...
Peygamberi yalancılıkla itham eden arkadaşlar, bu konu üzerinde düşünsünler ve insan aklına bu kadar hakaret etmesinler.
" Lütfen, kutsal kitaplara inanmayanlar bana ayet, hadis delili göstermesin. Ortak bir paydada buluşalım, ortak inandıklarımız ile ortak akıl ile konuşalım"

Kullanıcı avatarı
raskolnikov
Mesajlar: 128
Kayıt: Sal Mar 22, 2016 6:07 am
Görüş: Agnostik
Edilen Teşekkür: 49 kere
Alınan Teşekkür: 54 kere

Re: Peygamberlerin Yalancılığı (!)

Mesajgönderen raskolnikov » Prş Nis 21, 2016 12:32 am

thalese yazdı:Anlaşamıyoruz gerçekten. Ana dillerimiz de aynı ama maalesef olmuyor.

Ben YALAN diyorum, birbirini görmemiş insanların aynı yalan üzerinde ittifak edemeyeceklerini söylüyorum, ama sizin örneklerini yalan değil, kendilerine göre doğru bir bilgi etrafında toplanmış insanları bana örnek gösteriyorsunuz, hristiyanlık, naziler vb.. gibi..

Teslis yada Ari Irk yalan değil, bunları insanlar "doğru" kabul etmişler ve inanmışlar..Ama bizler bunun doğru bilgi olmadığını kabul ediyoruz, yalan değil.

Yalan;
Söyleyen kişi tarafından yalan olduğu bilinir.


Arkadaşına herhangi bir konuda "yalan" söylediğinde, sen buna inanarak mı söylersin, yoksa yalan olduğunu bilerek mi?

Ben kastettiğim işte bu yalan'dır. Yoksa, insanların, farklı inanışlara göre doğru kabul edilmeyecek fikirlere yalan denilemez.

--//--

Bu açıklamadan sonra,
baştan alayım,

Peygamberlere bakıyorsunuz, birbirlerini hiç görmemiş olanlar var, temelde aynı şeyleri söylemişler. Tanrı inancı, ahiret, cennet-cehennem...
Peygamberi yalancılıkla itham eden arkadaşlar, bu konu üzerinde düşünsünler ve insan aklına bu kadar hakaret etmesinler.


Tamam o zaman işte bende diyorum ki Aziz Pavlosta yalancı değildi. Demek ki onun kide doğru, Matta Markos ve diğer İncillerde doğru.. Yalan değil işte.. Şimdi bu durumda hangisi gerçek?? MArksosun anlatıkları mı Muhammedin kimi? Al sana bir çelişki daha senin mantığınla ortaya çıkan.

Ayrıca bir kere tarihi bir hatadan yola çıkıyorsun.. Birbirini görmeyen peygamber dediğin kim senin yahu? İsa diye birinin yaşadığına dair kayıt yok Roma'da.. Hiç bir Roma tarihçisi, ölüleri dirilten, hastaları iyileştiren, 30 yaşında çarmıha gerilen bir adamın hikayesini anlatmamış. Böyle bir kayıt yok.. keza aynı şekilde hiç bir Firavunun denizde boğularak ldüğüne dair bir kayıt yok ve Mısırda Yahudilerin yaşadığına dair her hangi tarihi bir kayıtta yok.. Tevrat yazılırken bu efsanalerle Sümer efsaneleri birleştirilmiş bir Tevrat yaratılmış insan aklının ürünü olarak.. Zaten Sümerlerin hikayelerinin bir çoğu tevratta var.. Hatta Kuranda şu çok sevdiğiniz ayet bile var, hani Big-Bang Teorisi değiniz, "Tanrı enki ilk önce sade su varken sonra ondan yeri ve göğü ayırdı ve genişletti" Tanıdık geldi mi?

Kısaca Musa ve İsa yı bize farklı zaman sonra anlatıyorlar.. Aziz Pavlos diyor İsa adında bir adam yaşadı ve peygamberdi. Tevrat diyor ki geçmişte Yahudilerin başına bu işler geldi..

Ayrıca Muhammedin zamanında Araplar mesela Şiiri bile cinlerin vs. ilhamı olarak görürlermiş. Kuranda şiirsel bir dildir Muhammed ise kendisinin bu ilhamlarına Tanrıdan geldi diyor. Evet buna inanmış olabilir, nasıl ki bir Pagan rahibi ateş dansı yaparlen transa geçip Tamnrıya temas ettiğine inanıyorsa kendi kültürel evreni içerisinde, bir Arapta kendi kültürü içinde düşüncelerinin ona Tanrı ilhamı olduğu fikrinin verebilir. Ki bazı insanlarda kendisine zel mesajlar verildiği hissi çok yaygındır. Yani tüm koşullar tamamlandığında bu gayet açık hale gelebilir. Muhammed zamanında başka peygamber iddiasında Olan adamlarda var. Ama bunların tabi Kureyş kabilesinde Muhammed gibi dostları dedeleri ve zengin hatunları yok. Muhammedin avantajları var.. O zaman soruyu sana tersten soruyorum, Muhammed zamanında yaşamış ve kendisini peygamber ilan etmiş kişiler, yada modern dönemde kendisini mehdi ilan edenler, bunların yalan söylediğini nereden biliyorsun? İnsan bir yalana ömrünü adar mı?
Büyük idealler uğruna önce küçük bir azınlık savaşım vermiştir. (Einstein)

Kullanıcı avatarı
Mems
Mesajlar: 138
Kayıt: Pzr Mar 06, 2016 11:21 pm
Görüş: Yıldız Tozu
Edilen Teşekkür: 68 kere
Alınan Teşekkür: 58 kere

Re: Peygamberlerin Yalancılığı (!)

Mesajgönderen Mems » Prş Nis 21, 2016 9:01 pm

Arkadaşımız kendi ağzı ile peygamberlerin yalan söyleme ihtimalini kabul etmiş, tüm dinler için geçerli olan birşey bu, peygamberlerden alınan bu bilgiyi (din kitapları) aktaranların suçu yokmuş gibi anlatmış olayı...

Çözümün içinde değilsen suçun ve yalanın bir parçasısın kusura bakma.

Anladığım kadarı ile bu kadar insan yanılmış olamaz gibi bir anlayışta hakim, tek kişilik azınlık bile olsan gerçek halen gerçektir... Çoğunluk yanılmış olamazsa 2 milyarda fazla hristiyan var bence hiristiyan olmalısın bu mantıkla.
Çoğunluk her zaman bir şeylere inanmanızı ister,çok az insan gerçekler den bahseder, çünkü gerçekler zihni rahatsız eder, ama bu haz inanmaktan daha lezzetlidir ve cesaret ister, iki türlüde yaşarsınız biri hakikatle diğeri yalanlarla biter.

Pulsar
Mesajlar: 26
Kayıt: Pzt Nis 11, 2016 1:35 am
Görüş: Ateist
Edilen Teşekkür: 14 kere
Alınan Teşekkür: 14 kere

Re: Peygamberlerin Yalancılığı (!)

Mesajgönderen Pulsar » Prş Nis 28, 2016 3:32 am

1- Birbirinden bağımsız değildiler. Bahse konu dinlerden ilki olan Yahudilik, gerek Sümer, gerekse Mısır inançlarından doğmuştur ki, Aton dini ve Sümer dininin etkilerini çok yoğun olarak alabilirsiniz. Hristiyanlık ile ilgili olarak, İsa'nın yaşayıp yaşamadığı ile ilgili bilgi bile yok elimizde; kaldı ki Yahudiliğin içinden ve çıkmıştır, kendi inanıcıları bile İsa'nın etrafında bir avuç insan olduğunu bilmektedir. Muhammet konusuna gelecek olursa, Hatice'nin kuzeni Varaka Bin Nevfel, Tevrat'ı arapçaya çeviren ve Muhammet'in peygamber olduğunu söyleyen (hem de peygamber olmadan önce [Muhammet 38 yaşında iken]) kişidir ki, Muhammet'i peygamberliğe hazırlayan kişi. Yani bu kişiler birbirlerinden habersiz bilgilere sahip değillerdi.

2- Bütün yıkıcı ideolojiler etrafına insanları toplamıştır. Etrafından insanların olması onların doğru olduğunu değil, halkla ilişkilerinin güzel olduğunu gösterir ki, İsa (eğer varsa böyle birisi) bu konuda zayıf kalmış anlaşılan.

3- Bu kişilerin hayatları ile ilgili bilgiye sahip değilsin sanırım. Musa döneminde başarılı mimarlardan birisi olmasının dışında, firavunun neredeyse kardeşi gibiydi. Bu özelliklerinin dışında, Yahudileri temsil edebilecek en nüfuzlu kişiydi. Zaten peygamber olduğunu ilan etmeden önce Yahudiler etrafında toplanmışlardı.
İsa konusunda etrafında kimsenin olmaması ve İncil'in onun ağzından yazılmaması zaten cevap vermeyi gerektirecek bir durum oluşturmuyor.
Muhammet konusunda da, peygamberlik iddiası öncesinde "Muhammed-ül Emin" ismiyle anılırdı ki, Varaka Bin Nevfel'in onu seçmesinde bu ismi çok büyük rol oynamaktadır.

4- Muhammet ve Musa iddiaları sonrasında halkları içinde elde edebilecekleri en büyük rütbeye sahip olmuşlardır. Eski çok tanrılı dinlerdeki yarı tanrılardan daha üstün bir konuma sahip olmuşlar, bu kişilerin söyledikleri çoğu zaman sorgulanmadan (tanrı tarafından söylendiğini söyledikleri sözler dışındaki sözler de) uygulanmıştır. Günümüzde artık bu kadar büyük bir rütbe, toplum içinde bu kadar büyük bir rol kalmamıştır. Yani elde edebilecekleri daha büyük bir rütbe, makam yoktu. Buna rağmen Muhammet bununla da yetinmeyip, yaşarken bütün müslümanlara her ezan sonrasında kendisine saygı amacı ile makamı mahmuda ulaşmak için dua ettirmiştir. Daha uç ne olabilirdi ki?


“Varlık, Tanrı, İnanç” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir