Ya Varsa? düşüncesi

Tanrı kavramı, dinin tanımı, inanç ve aklın doğası, insan-evren ilişkisi, dini tecrübeler, ahlak, varoluş, bilginin doğası, kapsamı, kökeni ve kaynağı...
Arayis
Mesajlar: 90
Kayıt: Prş Nis 05, 2018 9:45 am
Görüş: Liberal
Edilen Teşekkür: 11 kere
Alınan Teşekkür: 11 kere

Re: Ya Varsa? düşüncesi

Mesajgönderen Arayis » Sal Mar 19, 2019 12:53 am

Firavun yazdı:
Lehi yazdı:Seyler bilinebilir inanci uzerine bilim yapilir. Oyle olmasaydi zaten bilim yapmanin da bir anlami kalmazdi, cunku zaten gercegi bilemeyiz, biz en iyisi mi bir cafe'ye gidip cay icelim derlerdi. Degil mi? :)

O halde sayin firavun, Inanci nasil temellendirmeliyiz? Bildiginiz gibi, bilimde meli, mali yoktur. Su-dur, bu-dur vardir. Felsefi anlamda nasil ele almaliyiz dersiniz?


Bilim, bilinmeyeni bilinir kılmak için yapılan çalışmadır. Bilinmeyene açıklama getirir. Dinler de aynı şeyi yaparlar aslında. Onlar da bilinmeyene açıklama getirirler. Her ikisinin açıklamasını hipotez olarak kabul edersek, bilimsel çalışmalarda hipotezi destekleyecek analizler yer alırken, dinsel açıklamalar yalnızca dogmalardan oluşur. Dinde analiz yoktur ve sizden körü körüne inanmanız istenir. Bilim ise açıklamalarını ampirik ve teorik bilgilerle desteklemek zorundadır.



Yaratılış açıklaması ise hiçbir analize dayanmayan mitolojik hikayelerin derlemesidir ve hiçbir şekilde bilimin konusu olamaz. Bunun doğruluğunu kabul etmek salt inançtır, bilimle alakası yoktur. Binlerce hikaye uydurulabilir, uydurulmuştur da. Biraz düşünen birinin, en azından, benimsediği dine neden inandığını sorması gerekir.




Bilimin ve dinin “bilinmeyene” dair aciklama bicimini, bilimsel bilginin dogasi, yapisi ve ortaya koyumu zeminine indirgeyip, din ve bilimin farkli calisma sekillerini tek bir acidan ele almis, bu tekillikte din ve bilimi karsilastirmis, yine tek tarafli bakis acisiyla kendi gorusunuze uygun, guzel bir giris yapmissiniz. Bu iletiniz icin tesekkur ederim. Bilimde inanc olur mu? Olursa nasil olur sorusunu simdilik bir kenara birakip,ozellikle vurguladiginiz dusunceye dair yazacagim. Itiraziniz, eklemek istediginiz yada duzeltmek istediginiz birsey olursa lutfen yazinin hangi noktasina karsi oldugunu belirtin, o kismi ayrinlilayalim. Cunku karsilikli anlamak, anlasilmak ve ogrenmek istiyoruz sanirim. En azindan benim acimdan boyledir.

Bilim ve din, seylere dair kullandigi method, yanasim ve aciklama bicimiyle birbirinden cok farkli alanlar olup, kendine ait calisma veya aciklama yontemleriyle bir digeri uzerinde etkinlikte bulunamayacagi gibi digerine gore karsilastirma yapilip degerlendirilemez. Daha basit bir ifadeyle, bilimsel bilgi edinme etkinligi dinden beklenemeyecegi gibi, dinsel bakis acisi ve cevap arama sureci de bilimsel yontemlerle degerlendirilemez. Bilim, bir inanc olmadigi gibi, din de bir bilim etkinligi degildir. Bilim biraz sonra detaylandirip hatirlatacagim uzere yontemsel olarak farklidir. Her ne kadar icinde inanc da barindirsa da. Sonucta insan faktoru tarafindan ortaya koyulur ve insanin deger yargilari ve inanclarindan, ve dusuncelerinden bagimsiz degildir. Fakat bu gercek, bilimi inanc yada din yapmaz. Ornegin, bilim ne yapar? Fenomen yada fenomen grubuna dair soru sorup, seyleri observe ve tanimlar, fenomeni aciklamak icin hipotez kurar. Fizikte bu genellikle matematiksel bir ilişki veya nedensel bir mekanizma oluşturmak anlamına gelir. Diger ilgili olaylari ve cesitli gozlem sonuclarini elde edilen data ile iliskilendirip, test etme, sonuclari yenilemeye gider.

Farkli bir soylem ile, fenomene nasil? Ne? Ne zaman? Kim? Neden? Ve Nerede? Sorularini sorarak baslar. Sifirdan baslamak yerine, gecmiste yapilan olasi hatalari tekrarlamamak adina daha once elde edilmis kaynaklari arastirip, bir background arastirmasi yaparak eldeki data ile karsilastirir, elde edilen data esliginde hipotez kurarsiniz. Bu hipotez eldeki bilgiye dayali bir tahmindir. Ortada kesin bir bilgi yoktur. Daha sonra yapilan ve yenilenebilen testler ile sonuclar karsilastirilir, gelistirilir, degistirilir, yeni seyler eklenir yada cikarilir. Bilimsel bilgi edinimi bu sekilde baslar ve gider.

Din ise bilimin sordugu yukaridaki sorularin cogunu sormaz. Aslinda din, daha spesifik bir alan olmasi sebebiyle biz din felsefesi yada felsefe hakkinda konusmaliyiz. Islamiyet, hristiyanlik, scientology ne yapar, ne sorar gibi bir seyi konusmak istemiyoruz sanirim. Bu sebeple, ben dinle baglantiyi koparmadan felsefi alanda tartismak istiyorum. Yukarida bilimsel bilgi yada bilgi ediniminin kiyisindan kosesinden bahsettik. Din or felsefe bu sekilde calismaz. Din yada felsefe Tanri’yi alip da gozlemleyeyim, olmadi test edip, hipotez kurayim demez. Yani, yukaridaki iletinizde dediginiz gibi “ bilimi ve dini hipotez olarak” alamayiz. (gerci sadece ornek olarak vermistiniz. Hangisi daha tutarli mantigini gostermek icin) Alsak bile, var olan aciklamalari birbiriyle karsilastiramayiz. Ornegin bilim deney and gozlem yaparken, din yada felsefe fenomen uzerinde deney yapmak yerine bilimsel verilerden hareket ederek felsefi, teolojik arguman kurar. Bu yonuyle kesin ve belirleyici olcude birbirinden ayrilirlar.

“Dinde analiz yoktur ve sizden körü körüne inanmanız istenir.” Cumenize katilamayacagim. Birincisi, analizden kastiniz bilimsel method ise, bunun zaten dinde var oldugunu kimse iddia etmiyor. Bu, yukarida belirttigim gibi dinin calisma sekli degil. Ikincisi, koru korune inanin seklinde bir yaklasimi ben cevremde pek gormuyorum. Ha, oyle insanlar yok mudur? Elbette her bilgi, bilinc, bilis seviyesine gore insan vardir. Fakat herkes kendisinden sorumludur. Obur yandan, daha temel olarak, hangi dinden bahsediyoruz burada? Hangi din bu ifadeyi kullanmis yada desteklemis? Dinler hakkinda derin bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, bildigim olcude cesitli Kutsal Kitaplarda canlilik ve evren hakkinda insanlari dusunmeye, arastirmaya, bakmaya, gozlemlemeye davet eder. Elbette, belirli inanc kaliplari vardir. Yaraticinin, sunun bunun varligi gibi. Fakat bu inanclarin gruplarinin varligi “gelin, dusunmeyin, koru korune inanin” seklinde yorumlanamaz. Nitekim, gunumuz de dahil bilim ve felsefe tarihinde dinlere inanan ve son derece guclu bir inanca sahip olan bilim insanlari ve filozoflar mevcuttur. Bilimin onde gelen saygideger kisilerden Newton, bilimden cok inanc ve din hakkinda yazmis ve konusmustur. Insan genom projesini yonetenlerden F. Collins keza inancli bir bilim insanidir. Collins kalkip da, “din bizden koru korune inanmamizi istiyor, biz beynimizi donduralim, curusun gitsin, bilim yapmayalim” dememis, degil mi? Kalkmis ve bizim yap(a)madigimiz, basaramadigimiz isler basarmis ve bu sayede DNA yada Genom konusunda birseyler ogrenmemizi saglamislar.

Kuantum, Big Bang teorisini ortaya atan ve gelistiren kisiler inancli insanlardir. Bu kisiler dine de inanan fakat bilimi sahlandiran kisilerdir. Aslinda bugun bildigimiz bilimsel teori ve kanunlari gelsitirenler cogunlukla inancli bilim insanlaridir. Bu sozunuzu keske “ Din ile bilim arasinda asla gercek anlamda bir zitlik olamaz, cunku biri digerinin tamamlayicisidir” diyen ve Kuantum Teorisini ilk ortaya atan Max Planck ile tartismanizi dilerdim.

Veya Kuantum mekaniginin/ belirsizlik ilkesinin babalarindan Heisenberg’in su cumlesini tekrar dusunmeliyiz; “Yasamim boyunca surekli olarak bu iki dusunce alaninin [bilim ve din] iliskisini dusunmek zorunda kalmisimdir cunku her ikisinin de isaret ettikleri seyin gercekliginden asla kusku duymamisimdir.” Pek cok insan Hume, Kant, Voltaire’in de ateist oldugunu dusunur. Herhangi bir dine sahip olmasalar da kendileri ateist degildir. Ismler uzerinden gitmek pek de dogru bir yaklasim olmasa da, [onlar da yanilabilir] bilim yapmanin inancli olmaya bir problem teskil etmedigini, aksine bilime en fazla katkiyi saglayanlarin cogunlugunun theist oldugunu or olabilecegini vurgulamak icin bu yonelimde bulundum.

Ozet olarak, bilimsel yontemi dine uygularsaniz yada dinsel aciklama ile bilim yapmaya kalkarsaniz, elbette bu iki alani birbiri ile bagdastiramazsiniz. “Dinde inanc vardir, bilimde testing, observing, deney vardir’ demek, isin ozunu kacirmak demektir. Cunku kimse dinde observing, experimenting, testing vardemyor. Zaten, inancli bilim insanlarinin hic biri ( aslinda akli basinda olan herhangi bir insan) bilimsel yontemi dine uygulamaya calismiyor. Dinde tabiki deney, test yoktur. Hem niye olsun? Yukaridaki ilk paragrafiniza iliskin itirazim yada eklemek istedigim genel olarak buydu.

Arayis
Mesajlar: 90
Kayıt: Prş Nis 05, 2018 9:45 am
Görüş: Liberal
Edilen Teşekkür: 11 kere
Alınan Teşekkür: 11 kere

Re: Ya Varsa? düşüncesi

Mesajgönderen Arayis » Sal Mar 19, 2019 5:59 am

Firavun yazdı: Bilimsel yaklaşımla çeşitli canlılar ve fosiller üzerinden toplanan bilgilerin analizi sonucu ortaya evrim teorisi çıkmıştır. Evrim teorisi evrimin olup olmadığını tartışmaz. Evrimin varlığı kesindir, ancak evrim teorisi bunun nasıl oluştuğuna açıklama getirmeye çalışır.

[/color]


Kisaca yazinizin evrim teorisi kismina cevap vereyim musadenizle. Yukarida yazmak istedim fakat uzun olabilecegi dusuncesiyle devam etmedim.

Evrim teorisi elbette evrimin olup olmadigini tartismaz, evrimin var oldugunu, cesitli canilarin genetik yapi yada fosil benzerligine [sadece bunlar degil] dayanarak ortak bir atadan evrildigine isaret eder. Tum canlilar daha temel ve basit organizmalardan zaman icinde evrim mekanizmalari temelinde degiserek, donuserek, turleserek suanki yapilarina kavusmslardir. Tanim yada kavram konusunda herhangi bir ayriligimiz yok. Ben, sizin soyleminize dikkatinizi cekmek istiyorum. Siz, evrimin varligi kesindir diyorsunuz. Bilimde boyle kesinlikler oldugunu bir sizden duyuyorum. Sizin icin belliki evrim bir dogma olmus ve evrimin gercek disiligini tartismaya dahi meyilli degilsiniz.

Evrim teorisi bir gercek degildir. Suan somut olarak eldeki veri ile en uyumlu ve gecerli bilimsel bir teoridir. Yanlislanabilir. Ileride cok farkli bir seviyede bilim yapildiginda belki cok farkli bir sonuc elde edilecektir. Bunun olabiletisi vardir. Bilimsel teoriler tartismaya aciktir. Tipki Big Bang teorisi gibi.

Evrimi tartisirken maalesef kisaca Big Bang’den bahsetmem gerekiyor. Cunku bu ornek uzernden Evrim Teorisi uzerine yazacagim. Bilindigi uzere Big Bang, suan evrenin varligini, kokenini aciklayabilen en iyi teori durumundadir. Neredeyse bilim cevrelerinin tumu Big Bang’in matematiksel verilerle en uyumlu teori oldugunu soyleyip, gercek olarak kabul etmektedir.1929 yilinda E. Hubble, gelistirdigi teleskopla evrenin buyuklugune bir merhaba dedi. Hubble oncesi evrenin bu denli buyuk oldugu bilinmiyordu. Bunun aksine bir kac galaksiden ibaret oldugu dusunulen evren anlayisi degismis oldu. Isin icine Christian Doppler tarafından geliştirilen Doppler etkisi olarak adlandirilan yine bilimsel bir teori girince, evrenin suratle genisledigi ortaya cikti. Geriye gittiginizde tek bir noktaya variyorsunuz. Yani evrenin bir bir baslangici oldugu gercegine. Bu durum, yaratilisa kapi araladigi icin, bilimsel cevrelerden ziyade, ideoloji cevreleri tarafindan acimasizca elestirildi. Cunlu evrenin baslangici, Felsefenin Baslangic ve Temel ilkeleri adli kitaplarini kaleme alan Materyalist George Politzer’e gore Tanri tarafindan gerceklestirildigi iddia edilen yaratilisi kabul etmenin kosulu olabilirdi. Bu, ise ideolojilerine ters geldigi icin tumuyle yalan ve sahtekarlik olmaliydi. Ayni yazar ve ideolojik cevresi Big Bang’den bahsedenler icin sahtekar tanimlamasinda bulunuyorlardi. Bilimsel dusuncenin onemini vurgulayan cevreler, olayin tartisilmasina dahi izin vermiyor, kendisi gibi dusunmeyenleri cahillikle, yobazlikla, idealist olmakla sucluyor, sorgulamaya ve elestiriye kendilerini kapatiyorlardi.

Big Bang’den bahsetmemin sebebi, neredeyse ayni yaklasimi Evrim Teorisi hakkinda yapilan tartismalarda da goruyorum. Evrim Teorisinin senin de ifade ettigin gibi, bilimsel bir gercek oldugunu ve dahasi tartisilmaz bir kesinlige sahop oldugunu duyuyorum. Evrim hakkinda yapmis oldugum okumalarimdan cikardigim sonuc, kisitli degisimin var oldugudur. Degisim, DNA’daki mustasyonun yarattigi bozulmanin cevreye uyum saglayip saglamadigina, bu yonuyle adapte olamayanlarin yok olup gittigine, cevreye uyum saglayanlara ise avantaj sagladigi icin varligini surdurdugune yonelik bazi kanitlar surer. Bu, Evrim Teorisinin bir iddiasidir. Fakat ben, ‘ampirik’ proseslerde turlerin baska bir ture evrildigine rastlamiyorum. Evrimin bir kac kanitina deginip, bu orneklerden ne anladigimi aciklamaya calisayim.

Bilindigi gibi bazi yilan turlerinde, korelmis ve artakalan ayaklar/bacaklar vardir. Ornegin pitonlanlarda. Pitonlar, extremely reduced hind legs olarak tanimlayabilecegimiz, kucuk ve beden yuzeyinin ic kisminda yer alan, gozle gorulmesi zor olan organlara sahiptir. Asagida gorebilirsiniz.

Resim

Piton’un cevresel farkliliklardan oturu artik kullanmadigi ve artakalan bir ozelligi olarak gorulen [vestigial structures are deteriorated homologous structures] yapilarinin varligi, bize dejenere olmus kanit olarak goruluyor. Buraya baktigimizda acikca bir evrimden bahsedebiliriz. Baska bir ifadeyle pitonun bu bacak yapilari, dogaya attigi evrimsel bir imza gibi karsimizda duruyor. Akli basinda hic kimse bu yapilari inkar etmiyor. Fakat Darwin’in Evrim Teorisi, turun bir baska ture donustugunu iddia ediyordu. Ben sadece bozulma, korelme, islev kaybetme goruyorum. Evrimin mekanizmalarini goz onunde bulundurdugumda, mutasyonun DNA’daki rastgele hasari, yilanda olmayan bir bacagin bilgisini DNA’ya yazmiyor. Yazdigini gosteren deneysel bir calisma yok yada ben bilmiyorum. Dna’nin disinda en eski yilan fosillerine de baksaniz, yilan yine yilan. Farkli bir “turu” sadece. Yani, yilan baska bir seye donusmemis yada yilan olmayan bir seyden turememis. Daha buyuk yada kucuk, rengi farkli, huyu farkli, zehri farkli ve baskalasim gecirmis haliyle kendi turleri icinde yine de yilan olarak kalmislar. Dedigim gibi tur icinde farklilasmis. Bildiginiz uzere buna variation denir. Bu ise turlerin kisitli degisimini ifade eder. Mesela en eski yilan fosili diye internette aradim, karsima 100 milyon yillik fosiller cikti. En eskisi [ son zamanlarda bulunan] bilinen en eski yılan fosillerinden 70 milyon yıl daha eskiymis.

Hazir konusunu acmisken, arastirirken buldugum ilginc bir fosili paylasayim. Evrimle ilgisi bulunmasa da ilginc geldi :)

Resim

Bu, 48 milyon yillik bir yilan fosili. Goruldugu gibi 48 milyon yil once de yilan, yine yilandi. Ustelik 100 milyon yil daha eski yilan fosilleri de var. Bir de su sekile bakin;

Resim

Yilanin icinde bir kertenkele butun olarak fosillesmis. Kertenkele de farkli canlilari yiyerek icinde boceklerin fosillesmesine sebep olmus. Fosil icinde fosil yani :) Linkini vereyim, siz bakarsiniz. Neyse konumuza donelim.

https://www.sciencealert.com/48-million ... de-a-snake


Resim

Dogal secilimin canli bir ornegi ise 1977’de Ekvator, Galapagos adalarinda korkunc bir kuraklik yasanirken ortaya cikti. Gagasi daha kucuk, keskin, diger turlere gore daha duz olan ispinozlar yerdeki zaten az olan tohumlari yemekte gucluk cekiyor ve buldugu tohumlari tuketemeyerek olup gidiyorlar. Diger yanda gagasi daha buyuk ve guclu olan yer ispinozlari tohumlari kolayca agizlarinda parcaliyorlar ve bu sayede beslenerek varliklarini surduruyorlar. Bu sekilde ureme sorunuyla karsilasmadan soylarini devam ettirebiliyorlar. Yani ozetle, yagmurun yagmamasi, kurakliga sebep olmus, yer ispinozlari olarak bilinen canlilarda cevresel degisime uygun olanlar, uremeye devam ederek yasamlarini devam ettirebilmislerken, gaga yapisi az olan tohumlari bulmakta, parcalayip yemekte yetersiz kalanlar soylarini devam ettirememis ve acliktan olmusler. Daha detayli arastrma ve calismalar icin link verebilirim yada siz ilgi alaniniza giriyorsa internetten kaynak bulabilirsiniz.

Yukarida ozetledigim gibi, cevresel kosullara uyum saglayan ispinozlar hayatta kaliyor ve yasam mucadelesine karsi zaferini ilan edebiliyor. Evrimsel biyologlar, bu olayin evrime delil oldugunu soyluyorlar. Fakat nasil olabilir? Ben burada uygun olanin hayatta kaldigini gozlemliyorum. Ispinozlar her ne olursa olsun yine ispinoz olarak kalmislardir. Gagalari buyuk olanlar tohumlari yemis, hayatta kalmis, gagalari daha kucuk olanlar beslenememis ve olmus. Yeme guclu ceken kuslarin, gagalari mutasyona ugrayayim da hayatta kalayim dememistir. Cevresel sartlar gagada sinirli degisime izin vermis olmasina ragmen tur farkli bir ture donusmemistir. Zaten pek cok tur ornegi verebilirim ki, milyonlarca yildir ayni morfolojik ozellikleriyle kalmislardir. Darwin, cevresel degisimleri hesaba katarak, turlerin farkli turlere degistigini iddia etmisti. Bu noktada, “iste gormuyor musun, iki farkli tur var ortada” diyebilirsiniz. Ben, bundan ziyade tur icinde cesitlenme, farklilasma goruyorum. Yani, turler kendi iclerinde sinirli olcude degisime ugruyorlar. Ispinoz yine ispinoz olarak kaliyor.


Siz ne dersiniz?

Kullanıcı avatarı
Firavun
Moderatör
Mesajlar: 197
Kayıt: Pzt Şub 01, 2016 5:39 pm
Görüş: Dinsiz
Edilen Teşekkür: 86 kere
Alınan Teşekkür: 127 kere

Re: Ya Varsa? düşüncesi

Mesajgönderen Firavun » Sal Mar 19, 2019 6:33 pm

Lehi yazdı:Bilim ve din, seylere dair kullandigi method, yanasim ve aciklama bicimiyle birbirinden cok farkli alanlar olup, kendine ait calisma veya aciklama yontemleriyle bir digeri uzerinde etkinlikte bulunamayacagi gibi digerine gore karsilastirma yapilip degerlendirilemez. Daha basit bir ifadeyle, bilimsel bilgi edinme etkinligi dinden beklenemeyecegi gibi, dinsel bakis acisi ve cevap arama sureci de bilimsel yontemlerle degerlendirilemez. Bilim, bir inanc olmadigi gibi, din de bir bilim etkinligi degildir.
Bilim ve Din aynı sorunu açıklamaya çalışıp farklı görüşler ortaya koyduğunda karşılaştırılabilir. Bu görüşleri neye dayandırdıkları ve açıklama yöntemleri birlikte ele alınıp değerlendirilebilir.

İnsanoğlunun en önemli sorusu, varlığın nasıl oluştuğu ve kendisinin nasıl var olduğudur. Bilim de din de buna açıklama getirmeye çalıştıkları için ortak bir noktada kesişirler. Bu kesişmede evrim teorisiyle yaradılış açıklaması karşı karşıya gelir.

Popüler dinlere göre (dünyanın %60'ından fazlasının inandığı), insanoğlu Adem ve Havva'dan türemiştir. Adem ve Havva ise dünyada değil cennette yaratılmıştır.

Bu aslında bir hikayedir, mittir. Ama insanlar bunu doğru olarak kabul ettiklerinde bir hipotez olarak ele alınabilir, zira insanoğlunun varlığına açıklama getirmeye çalışmaktadır. Hiçbir kanıt sunamadığı ve veriye dayalı olmadığı için, bilimsel gerçekliği tabi ki yok. Ama bu eksiklik, dinsel açıklamaları bilimsel özdeşleriyle karşılaştırmayı engellemez.

Birileri insanların uzaylılar tarafından dünyaya getirildiğine ve bu uzaylıların Sirius gezegeninden bizi izlediğine inanıyor. Bu da bir açıklamadır ve tartışılabilir.

Bu şekilde uydurulmuş binlerce hikaye var. Bunları hikaye olarak ele aldığımız sürece hiçbir sorun olmayacaktır. Pek çok roman veya bilim kurgu film gibi okuyup öğrenip, gülüp geçeriz. Ama bunlar insanların çoğu tarafından doğru kabul ediliyor. Doğru olduğu kabul edilen her şeyin yanlışlığı sorgulanabilir. Dinde bilimsel yöntem yok diyerek yanlışlığını sorgulamayacak mıyız? Dinler, hikaye oldukları halde insanları ikna edebilmek için kendilerini her zaman bilimle kıyaslama yoluna girmişlerdir. Tarih boyunca bilim insanlarına zarar vermişlerdir. Galilei, Copernicus, Pisagor. Bu insanlar bilimsel açıklamaları nedeniyle din adamlarıyla karşı karşıya gelmişlerdir.

Dinde bilimsel yöntemler yoktur ve zaten sorun da buradadır. Bilimsel yöntemin olmadığı bir açıklamada tabi ki körü körüne inanç olacaktır.

Kullanıcı avatarı
Firavun
Moderatör
Mesajlar: 197
Kayıt: Pzt Şub 01, 2016 5:39 pm
Görüş: Dinsiz
Edilen Teşekkür: 86 kere
Alınan Teşekkür: 127 kere

Re: Ya Varsa? düşüncesi

Mesajgönderen Firavun » Sal Mar 19, 2019 6:42 pm

Lehi yazdı: Siz, evrimin varligi kesindir diyorsunuz. Bilimde boyle kesinlikler oldugunu bir sizden duyuyorum. Sizin icin belliki evrim bir dogma olmus ve evrimin gercek disiligini tartismaya dahi meyilli degilsiniz.

Evrim teorisi bir gercek degildir. Suan somut olarak eldeki veri ile en uyumlu ve gecerli bilimsel bir teoridir. Yanlislanabilir. Ileride cok farkli bir seviyede bilim yapildiginda belki cok farkli bir sonuc elde edilecektir. Bunun olabiletisi vardir. Bilimsel teoriler tartismaya aciktir. Tipki Big Bang teorisi gibi.


Sanırım açıklamalarınızda "evrim" ile "evrim teorisi" birbirine karışmış.

Benim söylediğim ifade:

Firavun yazdı:Evrimin varlığı kesindir, ancak evrim teorisi bunun nasıl oluştuğuna açıklama getirmeye çalışır.

Evrim vardır, evrim teorisi ise bunun nasıl olabileceğini açıklar ve sizin de dediğiniz gibi teori olduğu için yanlışlanabilir. Ama evrim bir olgudur ve gerçektir. Tıpkı yerçekimi gibi. Yerçekimi vardır ve Newton'ın kütle çekimi bu yerçekiminin mekaniğini açıklar.

Dünyada milyonlarca (sekiz milyondan fazla) canlı türü var. Evrim yoksa, bunların hepsi uzaydan gelmiş olmalı. Aralarındaki ortak benzerlikler de (örneğin insanla bezelye arasında %50'ye varan genetik benzerlik var) canlıların ortak bir atadan türediğini gösteriyor. Bu da evrimdir zaten. Evrim teorisi ise, bu türemenin/türleşmenin mekaniğini açıklayan bir teori. Şu an için en doğru görünen, kabul edilen teori bu.

Türleşme için internette arama yaparsanız, türlerin nasıl ayrıldığı konusunda bilgi edinebilirsiniz.

Arayis
Mesajlar: 90
Kayıt: Prş Nis 05, 2018 9:45 am
Görüş: Liberal
Edilen Teşekkür: 11 kere
Alınan Teşekkür: 11 kere

Re: Ya Varsa? düşüncesi

Mesajgönderen Arayis » Sal Mar 19, 2019 10:46 pm

Firavun yazdı:
Lehi yazdı: Siz, evrimin varligi kesindir diyorsunuz. Bilimde boyle kesinlikler oldugunu bir sizden duyuyorum. Sizin icin belliki evrim bir dogma olmus ve evrimin gercek disiligini tartismaya dahi meyilli degilsiniz.

Evrim teorisi bir gercek degildir. Suan somut olarak eldeki veri ile en uyumlu ve gecerli bilimsel bir teoridir. Yanlislanabilir. Ileride cok farkli bir seviyede bilim yapildiginda belki cok farkli bir sonuc elde edilecektir. Bunun olabiletisi vardir. Bilimsel teoriler tartismaya aciktir. Tipki Big Bang teorisi gibi.


Sanırım açıklamalarınızda "evrim" ile "evrim teorisi" birbirine karışmış.

Benim söylediğim ifade:

Firavun yazdı:Evrimin varlığı kesindir, ancak evrim teorisi bunun nasıl oluştuğuna açıklama getirmeye çalışır.

Evrim vardır, evrim teorisi ise bunun nasıl olabileceğini açıklar ve sizin de dediğiniz gibi teori olduğu için yanlışlanabilir. Ama evrim bir olgudur ve gerçektir. Tıpkı yerçekimi gibi. Yerçekimi vardır ve Newton'ın kütle çekimi bu yerçekiminin mekaniğini açıklar.

Dünyada milyonlarca (sekiz milyondan fazla) canlı türü var. Evrim yoksa, bunların hepsi uzaydan gelmiş olmalı. Aralarındaki ortak benzerlikler de (örneğin insanla bezelye arasında %50'ye varan genetik benzerlik var) canlıların ortak bir atadan türediğini gösteriyor. Bu da evrimdir zaten. Evrim teorisi ise, bu türemenin/türleşmenin mekaniğini açıklayan bir teori. Şu an için en doğru görünen, kabul edilen teori bu.

Türleşme için internette arama yaparsanız, türlerin nasıl ayrıldığı konusunda bilgi edinebilirsiniz.


Paylastiginiz icin tesekkur ederim. Ben, Princeton'da okudum. Alanim olmamasina ragmen, Evrim Teorisinin, turlesmenin, genetigin, fosillerin ne dedigini asagi yukari biliyorum. Uzmanligim yok, fakat her zaman ilgimi cekmistir. Hafta sonu zamanim olursa [olmazsa bir zaman yaratacagim] iletilerinize cevap verecegim. Buyrun, siz turlesmeyi/ turlerin nasil olustugunu, var olan canli turlerin nasil var oldugunu ornekleriyle ortaya koyun, ortak bir zemin uzerindenden konusalim.


“Varlık, Tanrı, İnanç” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir