Yaşam Gücü / Canlılık Nedir?

Tanrı kavramı, dinin tanımı, inanç ve aklın doğası, insan-evren ilişkisi, dini tecrübeler, ahlak, varoluş, bilginin doğası, kapsamı, kökeni ve kaynağı...
Natan
Mesajlar: 17
Kayıt: Çrş Mar 29, 2017 9:18 am
Görüş: Ateism
Alınan Teşekkür: 3 kere

Yaşam Gücü / Canlılık Nedir?

Mesajgönderen Natan » Cum Mar 31, 2017 12:32 pm

İnsanoğlu da dahil, canlılığı sağlayan nedir?

Kimileri bu olguyu ruh olarak nitelerken kimileri de yaşam gücü olarak ifade etmektedir. Canlılık ve cansızlık arasında bir bağ, İlşki var mıdır? Varsa nedir?

Bu konuda paylaşımda bulunmak ister misiniz? Ancak "dir"li cümlelerin altının bilimsel olarak doldurulması rica olunur.

saygılarımla

Natan
Mesajlar: 17
Kayıt: Çrş Mar 29, 2017 9:18 am
Görüş: Ateism
Alınan Teşekkür: 3 kere

Re: Yasam Gucu/ Canlilik Nedir?

Mesajgönderen Natan » Cum Mar 31, 2017 12:33 pm

Oncelikle ben bir giris yapayim.

İnsanoğlu belirli bir dinamik potansiyele sahiptir ve bu potansiyel kendisini, yaşama azmi, gayret etme, düşünme, eylemde bulunma ve zevk alma gibi alanlarda ifade eder. İnsan hücrelerindeki dinamikler, bir kedinin hücrelerindeki dinamiklerden daha güçlü olmayabilir. Ancak insan vucudunun tamamındaki dinamik, şüphesiz , herhangi bir hayvanınkinden çok daha büyüktür. Buna her ne sebep oluyorsa olsun insanın geniş ve değişken tepki verebilme yetisi olduğundan, o ilkesel olarak daha canlıdır. "Daha canlı" demekten kasıt diğer canlı varlıklara göre yaşamak için daha fazla sezgisel/ duygusal itkiye sahip olmasıdır. Eğer öyle olmasaydı diğer canlıları bir şekilde kontrolu altına alamazdı.

Bir şaltere basıp kapatırsak motor durur, şaltere tekra basarsak motor çalışmaya başlar. Bu işleme ne kadr devam edersek edelim her defasnda motor ya çalışır yada durur. Bu sırada kullandığımız bu gizemli enerji hakkında bildiklerimiz, James Clerk Maxwell'in elektrik konusunda bildikleri kadardır. Çok önceleri Benjamin Franklin'in elektriğin varlığını gözlemlemiş ve onunla ilginç şeyler yapmış oldugu söylenir. Fakat onu kullanmamış, tekniğe yansıtmamış ve kontrol etmemişti. Bergson isimli bir filozof, bu şeyi vital yani yaşam gücü olarak adlandırmıştır.


Yaşam gücü nedir?

Kullanıcı avatarı
Firavun
Moderatör
Mesajlar: 136
Kayıt: Pzt Şub 01, 2016 5:39 pm
Görüş: Dinsiz
Edilen Teşekkür: 70 kere
Alınan Teşekkür: 104 kere

Re: Yaşam Gücü / Canlılık Nedir?

Mesajgönderen Firavun » Cmt Nis 15, 2017 9:11 am

İlk girişi biraz yorumlamak gerekiyor sanırım.

Yaşam gücüne ilişkin "dinamik potansiyel" açıklamasında sıralananlar içinde "yaşama azmi" haricindekiler (gayret etme, düşünme, eylemde bulunma ve zevk alma) bilince atfedilebilecek özellikler.

Bilinçsel edimlerle içgüdüsel edimleri ayırmak gerekiyor ve en temel içgüdümüz @Natan'ın da doğru bir şekilde ilk olarak ifade ettiği "yaşama azmimiz".

Ardından üreme içgüdüsü geliyor. Bu ikisi tamamen içsel olarak var, yani sonradan öğrenilen şeyler değil. Zaten bu ikisi olmadığında birey ne hayatını sürdürebilir ne de neslini devam ettirebilir.

Hayatta kalma ve üreme içgüdüleri bize bazı edimler yaptırıyor. Örneğin acıktığımızı hissettiğimizde yiyecek bulmamız gerekiyor ve bu da düşünme, eylemde bulunma gibi aktiviteler gerçekleştirmemize neden oluyor. Aynı şekilde, üreme içgüdüsü ile eş seçme, seçilmek için kendini öne çıkarma, cinsel ilişki gibi aktiviteler gerçekleştiriyor, zevk alıyoruz.

İçgüdülerden farklı olarak bu aktiviteleri bilinçli bir şekilde gerçekleştiririz. Acıktığımızda buzdolabına gidip yiyecek bir şeyler bulmaya çalışmak bilinçli eylem, karar verme, planlama gibi işlevlerle gerçekleşir.

Ancak, tüm bu bilinçli eylemlerimizin altında temel olarak bu iki içgüdünün yattığını unutmamak gerekir. Bu açıdan bilinçli eylemlerimiz aslında çok özgür eylemler değildir. Acıktığımızda veya susadığımızda bu ihtiyacı karşılamak zorundayızdır, aksi takdirde fiziksel acı çekeriz. İki gün hiç uyumazsanız zihinsel işlevlerinizi kaybetmeye başlarsınız.

Bu noktada, insanların hayvanlardan daha fazla dinamiğe sahip olduğu, "daha canlı" olduğu görüşü hatalı bir çıkarım olarak görünüyor. Zira bu iki içgüdü de tüm canlılarda aynı güçte mevcut. İnsanların hakim tür olması hayatta daha fazla kalmak ya da daha çok üremek istedikleri için değil, evrimsel süreçte bilinçlerini daha iyi kullanacak şekilde geliştirmiş olmaktan kaynaklanıyor. Büyük olasılıkla konuşma ile başlayan nesnelere ad verme sürecinde insanlar kendilerini doğadan soyutlayabildiler ve ben kavramını oluşturdular. Bu soyutlama yeteneği, zamanla karmaşık düşünme, mantık yürütme, çıkarım yapma, öğrenme ve en önemlisi öğretme becerisini geliştirdi. Bu şekilde nesilden nesile aktarılan bilgi sayesinde daha karmaşık düşünebilen, benliği daha gelişmiş bireyler olduk.

Yani, bilincimiz tamamen evrimsel süreçte gelişen bir organdır. Elimiz, gözümüz gibidir. Bu haliyle diğer canlılardan daha gelişmiş görünebilir, ancak her canlı belirli düzeyde bilince sahiptir ve öldüğümüzde bilinç de, benlik de yok olur. Beden nasıl işlevsiz hale gelirse, kendimiz olarak bildiğimiz benliğimizin de varlığı aynı şekilde sona erer. Ölümden sonra devam edecek bir benliğimiz yoktur. Bu tüm canlılarda aynıdır. Sivrisinekte de, su aygırında da, çam ağacında ya da maydanozda da böyledir.

Kısaca yaşam gücü / canlılık bilinçle alakalı kavramlar değildir. O nedenle insanlar daha canlı değillerdir. Her can bir candır ve bu sizden ne fazla ne de azdır. En küçük hücreler bile varlığını sürdürmek ve çoğalmak isterler. Başka hücrelerle bir araya gelip görev paylaşımı yaparak bunu daha iyi başarmışlar ve evrim geçirerek daha karmaşık organizmalar ortaya çıkarmışlardır. Hayatta kalma ve üreme güdümüz o minik hücrelerin hayatta kalma ve üreme güdülerinin toplamıdır.

Peki bir hücreye canlılığını veren şey nedir? İşte bu hâlâ araştırılıyor. İlk canlı nasıl oluştu? Bunun cevabı verildiğinde yaşam gücü de anlaşılmış olacak.

Ama bilimsel olarak bunu bilmiyor olmak, canlılığın nedeni olarak bir tanrı koymayı da gerektirmez. Şimdilik bir çok teorem ve tek bir yanıt var: "Henüz bilmiyoruz".

Ama teoriler üretebiliriz.

Örneğin, kendinizi bir televizyon olarak düşünün. Ekrandaki görüntü bilinciniz olsun. Kanal ayarınız ve programınız da karakteriniz, benliğiniz olsun. Radyo dalgaları diye bir şeyin varlığını bilmiyor olsanız, görüntünün nereden geldiğini bilemezdiniz. İçinizdeki tüm entegre devrelerin, kabloların şemasını çıkarıp her şeyin tek tek nasıl çalıştığını bilseniz bile radyo dalgasını ölçemediğiniz için görüntünün kaynağını çözemezdiniz. Bir daha çalışamayacak şekilde bozulduğunuzda (yani öldüğünüzde), ekrandaki görüntünüz yok olacak ve geriye bir şey kalmayacaktı. Ancak o görüntünün kaynağı varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Demek istediğim, belki canlılığın kaynağı olarak, bilemediğimiz ve bilemeyeceğimiz bir şeyler olabilir, ancak bizim bununla ilgimiz olmayabilir. Aynı bozulan televizyon gibi, öldüğümüzde tek olan şey bu kaynaktan gelen gücü alma yeteneğini kaybedecek olmamız olabilir.

O yüzden kendimizi fazla önemsememekte fayda var. Zaten tüm dinlerin temel sömürü noktası insanların egosunu yükseltmek, onları diğer canlılardan hatta diğer insanlardan daha önemli ve seçilmiş hissettirmektir. Bu tuzaktan kaçtığımızda ve hiç olmayı kabul edebildiğimizde hayata daha farklı açılardan bakmayı başarabileceğiz.


Natan
Mesajlar: 17
Kayıt: Çrş Mar 29, 2017 9:18 am
Görüş: Ateism
Alınan Teşekkür: 3 kere

Re: Yaşam Gücü / Canlılık Nedir?

Mesajgönderen Natan » Pzt May 08, 2017 10:42 pm

Firavun:

"Ardından üreme içgüdüsü geliyor"

Peki neden variz? Neden bu yasam cizelgesinde var olmak istiyoruz?
Ureme icgudusu ile baglantili midir?

Bunu diger arkadaslara da sormak istiyorum.

Kullanıcı avatarı
Firavun
Moderatör
Mesajlar: 136
Kayıt: Pzt Şub 01, 2016 5:39 pm
Görüş: Dinsiz
Edilen Teşekkür: 70 kere
Alınan Teşekkür: 104 kere

Re: Yaşam Gücü / Canlılık Nedir?

Mesajgönderen Firavun » Çrş May 10, 2017 9:17 am

Kesin olan bir şey var, o da hepimizin atalarında üreme içgüdüsünün olduğu.

Üreme içgüdüsü olmayan bir canlı üremeyeceğinden nesli devam etmeyecekti. Yani, üreme içgüdüsü olmasaydı "neden var" sorusunu soracak kimse olmayacaktı. Bu durumda üreme içgüdüsünü evrimsel süreçte zorunluluk olarak görebiliriz, zira onsuz evrim de olmazdı.

Evrimin amacı olmadığını, genetik mutasyonun rastlantısal olduğunu biliyoruz. Üreme içgüdüsü de aynı şekilde bölünen hücrelerden eşeyli üremeye geçişte rastlantısal olarak ortaya çıkmış, bu güdüye sahip olmayanlar yok olmuş, üreme içgüdüsü güçlü olanlar daha fazla üreyerek bugünkü canlıları oluşturmuştur.

Kısaca, her şey tesadüf. Ama bu durum, yine de "canlılığın" ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu açıklamıyor.


“Varlık, Tanrı, İnanç” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir