Kültür Endüstrisi ve Boş Zaman Etkinliği

Psikoloji, Felsefe, Sosyoloji, Antropoloji vb.
Kullanıcı avatarı
raskolnikov
Mesajlar: 128
Kayıt: Sal Mar 22, 2016 6:07 am
Görüş: Agnostik
Edilen Teşekkür: 49 kere
Alınan Teşekkür: 54 kere

Kültür Endüstrisi ve Boş Zaman Etkinliği

Mesajgönderen raskolnikov » Pzr May 15, 2016 5:31 pm

Kültür Endüstrisi kavramı 2. Dünya savaşından sonra Frankfurt Ekolü'nin temsilcileri (Adorno ve Horkheimer) tarafından yapılan bir çözümlemenin sonucudur. Burada belirtilmek istenen kültürün artık bir endüstri haline geldiğidir. Medya endüstrisinin, toplumsal yaşamın kültürel etkinliklerini kar amacıyla şekillendirmesidir. Kültür Endüstrisi temelde bu gerçeğe vurgu yapar ve kültürel etkinliklerimizin endüstriler tarafından belirlenmesinin hem belirli bir standartlaşmaya yol açtığını ve böylece kişilerin bir yönden pasif alıcılar haline geldiğini; aynı zamanda da kültürel standardizasyonun temel işlevinin kültür alıcılarını standart müşteriler haline getirdiğini söyler.

Pazar kapitalizm için kontrol edildiği ölçüde kar getirir. Kültürel standartlaşma ise kültür ürünlerinin birbirlerine benzemesidir; böylece kültür alıcılarının zevklerinin belirli kalıplara sokulması ve standart haline getirilmesi kültürel metaların satılmasının güvencesini oluşturur. Filmlerin, müziklerin, romanların birbirine benzemesi girişimci riskini ortadan kaldırarak pazarın -yani insanların- rutin alıcılar haline gelmesini sağlar. Elbette bu kültürel ürünler arasında belirli farklar olacaktır ancak belirli teknikler örneğin Amerikan sinemasında devamlı kullanılır. İzleyici için Amerikan sineması alışılmıştır, bunun dışına çıkmak izleyici için alışkanlık dışına çıkmaktır ki tüketimin sürekliliği için temel olan şey alışkanlığı sağlamaktır.

Kültür Endüstrisi deyince medyanın baş döndürücü etkisi ve hayatımızda kapsadığı alan aklımıza gelir. İnsanları TV ekranlarında tutmak için birbirine benzeyen yarışma, evlilik vs. gibi programlar birbiri ardına sıralanır. Diğer yandan ses yarışmalarının Batı'dan ithal edilerek gelmesi de aslında tv kültürünün uluslararası standartlaşmasının fenomenlerinden birisidir. İzlenme oranında belirli bir seviyenin yakalanması demek aynı zamanda belirli srandartların modası geçene kadar tüketilmesi demektir. Bu anlamda medya kültürünün çeşitli mecralarında (dizi, sinema, film, yarışma vb) sadece aynı ülke içindeki kanallarda değil; küresel anlamda belirli bir kültürel form ve alışkanlığın ortaya çıktığını görebiliriz.

Çocuklar için TV artık onların mitlerini, anlam dünyasını ve kavrayışını oluşturmaktadır ve bu anlamda önemini hemen kavrarız. Yetişkinler ve gençlerde vaktinin önemli bir bölümünü dizi vs. izleyerek geçiriyor. Bu aynı zamanda modayı ve günlük algıyı da büyük ölçüde belirliyor. Televizyon, ona alışkın olduğumuz için üzerine pek düşünmediğimiz bir ev eşyası gibi görünebilir ancak tüketim alışkanlıklarından dünyaya dair kavrayışa, politik fikirlerden ahlak yapısına kadar müthiş bir belirleyicidir ve insanları büyük ölçüde standartlaştırır. Haber kaynağının TV olması ve kitlenin bu haberleri kritik edecek kültürel ve politik donanımdan ve alışkanlıktan yoksun olması (oldurulması) ise 'kamuoyu' dediğimiz -ki esasen 18. Yüzyılda Avrupa'da şekilnemiştir ve insanların kamuyu ilgilendiren konularda fikir alışverişi yapmasını ifade eder- yapının çökmesi demektir. Bu modern dünyanın temel krizlerinden birisidir. TV, gazete karşısında pasif bir alıcı olmak Sennett'in belirttiği gibi 'kamusal insanın çöküşü' anlamına gelir. Bu anlamda medya geliştiricilikten çok pasifleştirmeye ve düşünmemeye daha elverişli yayınlar ile enformasyon bombardımanına tutar.

Bugün kendisini muhafazakar olarak tanımlayan iktidar yapıları her yerde AVM kültürünü besleyerek, kapitalizmin kendisini bizzat destekler ve ayakta tutar. Buradaki çelişki açıktır ve üzerine çok şey söylenebilir ancak şimdilik bunu bir kenara bırakıyorum. Hafta sonları AVM'ler de vakit geçirmek bir 'boş zaman etkinliğidir'. Ancak burada önemli olan kapitalizmin her türden boş zamana sızmasıdır. Evden dışarı çıktığınızda ve AVM'leri turlayarak "gezdiğimizde" dahi aslında belirlenmiş ve planlanmış bir tüketim etkinliği içine gireriz. Hayatın hemen her alanında sürekli bir tüketim etkiliniği içine girerek tüm kültürel alanlarımızın kar amaçlı endüstriler tarafından kuşatılmış olduğunu görürüz. Ancak bunun sonuçlarından belkide en önemlisi bu kültürel etkinlikler de kazanılan "değerlerdir". Hiç bir alanda eleştirinin ve düşüncenin teşvik edilmediği etkinlikler!. Tüm kültür, tüketim hazzının ve enformasyonun işgali altında. Nietzche'nin "decadence insanı" (çürümüş, yabancılaşmış, yozlaşmış insanı) bugünün tipik insanıdır. O kendi aklına yabancıdır; bugünün insanı düşünerek değil, "tüketiyorum öyleyse varım" düsturuyla yaşayan insandır.
Büyük idealler uğruna önce küçük bir azınlık savaşım vermiştir. (Einstein)

“Sosyal Bilimler” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir