Bigbang’den Önce

Bilimsel gelişmeler, teknolojik yenilikler ve tartışmalar.
Kullanıcı avatarı
Lexion
Moderatör
Mesajlar: 75
Kayıt: Cum Eki 30, 2015 8:55 pm
Görüş: Septik-Nihilist
Edilen Teşekkür: 63 kere
Alınan Teşekkür: 87 kere

Bigbang’den Önce

Mesajgönderen Lexion » Cmt Kas 07, 2015 1:43 pm

Resim

Merhaba Agnostik.net takipçileri,

Bu konumda sizlere Bigbang'den Öncesine dair bir yazı yazacağım. Bu teorilerin belli başlı kanıtları var ve bunları görsellerle destekledim, bahsettiğim şeyler hakkında daha çok bilgi sahibi olabilmeniz için onları linklerle bağladım. Böylelikle bahsettiklerime ek olarak daha rahat üst bilgilere ulaşabilirsiniz. Sorularınız olursa yazmaktan çekinmeyin. Diğer arkadaşların da katılımlarıyla, güzel bir tartışma döndürebiliriz.

Newton yıllar öncesinde yer çekimini buluyor ama bunu ne uzayda ne de küçük parçacıklara uygulayabiliyoruz. Çünkü taneciklerin bir kütlesi yok. Uzay-Zaman bükülüyor. Misal olarak fotonun bir kütlesi yok, çekime maruz kalabiliyor -karadelikler tarafından-. Ardından Einstein, Fiziğe yeni bir bakış açısı getiriyor ve uzay artık ayaklarımızın altına seriliyor resmen. 4. boyut olarak zamanı buluyor Einstein. Einstein’in bir hayali vardı yaşadığı süre boyunca tüm evrenin bir tek formül ile açıklamak istiyordu. Bir çok Fizikçi işi Matematik ile birleştirip, efsane mantıklı fizik teorileri bulabiliyor. Bu iki kardeş bilim dalı sayesine bugün bilemediklerimizi öğrenebiliyoruz.

Örneğin Bojowald adlı bir bilim adamı. Daha genç. 40’lı yaşlarında. Şimdi saatinizi kulağınıza yaklaştırın ve tik tak seslerini işitin. Bojowald diyor ki, siz tik tak seslerini işitiyorsunuz ama biz bu sesleri milyonlara, milyarlara bölebiliriz. Yani aslında bir milyon -ya da milyar- kere tik tak sesini işitebiliriz. Bu böyle sonsuza kadar gider. Singularity -tekillik- dediğimiz Big Bang’den önce olan o küçük noktanın aslında zaman varken oluştuğundan bahsediyor. Yani zaman hep vardı ve büzüldü, büzüldü, büzüldü ve nokta oluştu diyor. Sonra zaman genleşince evren oluştu diyor. Yani hepimizin aslında zamanın içerisin de kendimize ayrılan belli bir süreyi yaşıyor ve zamandan aldığımız bu borcu ona geri veriyoruz.

Evren genişliyor mu? Aslında zaman genişlemekte. Evren belli bir sonra tekrardan çökecek, küçülecek mi? Aslında zaman küçülecek. Bojowald hâlâ bu teori üzerinde çalışıyor. Yakında yayımlayacak ve bir çok şeyi yerinden sarsacak. Konumuz bu olmamasına rağmen ilk paragrafta son bölümün de söylediklerime güzel bir örnek olduğu için paylaşmak istedim. Şimdi asıl konumuza geri dönelim.

Her şeyden önce Sicim Teorisi’ni anlamamız gerekiyor. Sicim Teorisi bize atomlardan, atom altı parçacıklardan oluştuğumuzu söylemez. Sicim Teorisi bize çok küçük ama çok küçük sicimlerin titreşmesiyle her şeyin olabileceğini söyler. Yani burdaki sicimler titreşme yaptığında, evrende ki tüm olaylar meydana geliyor. Yani başka boyutlat oluşuyor. Belki de 11. boyut ya da 26. boyut var. Şimdi yavaşça daha da derine girelim.

Sicim Teorisi’ni bulan Edward Witten. Ve bu makalevari yazımı kendi makalesini referans ve kaynak göstererek anlatacağım.

Kendisi Teorik Fiziğe çok şey katmış ve bu teoriye de öncülük etmiştir. Bunlardan önce araya Zar Teorisi’ni sıkıştırayım. Zar Teorisi’ni bulan adamlar ise Neil Turok ve Paul Steinhardt.

Peki nedir bu Zar Teorisi?

Şuan üç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. X, Y ve Z eksenlerine sahibiz. Hayal edin. O kadar küçüksünüz ki x,y,z çizgileri üzerinde yürüyebiliyorsunuz. O zaman ne olurdu? O çizgilerin üzerinde yürürseniz, sağa ve sola kayabilirdiniz değil mi? Misal x çizgisinde sola dönerseniz 1, sağa dönerseniz 1 boyut daha kazanmış olursunuz. Bunu aynen şekilde diğer çizgilerde de uyguladığınız zaman 9 boyut -ek alternatiflerde var tam dokuz etmese bile- elde edersiniz. Ve ek olarak zaman da işin içerisinde. Yani toplamında 10 boyut elde etmiş olduk. Yani aslında Sicim Teorisi bunu anlatmakta. Biz yeteri büyüklükte bir mikroskop yaparsak, şuan gözle görülemeyen parçacıkları görebileceğiz. Teoriye göre 10-35‘lik bir küçültme yakalamamız lazım.

Yukarıda ki boyutlara şuan ki boyutumuzu da eklersek 11. boyutu elde etmiş oluruz. Ve buna da M-Teorisi demişler. Her Şeyin Teorisi’nde evren elastik bir yapıya sahip. Yani gerilen, gevşeyen bir yapıda. Şimdi tekrar düşünelim. Bu küçük parçacıklar o kadar küçük ki biz bunların oluşturduğu boyutları -nedense- fark edemiyoruz. Yani aslında yanı başımızda hepsi. Hemen 1 cm ötenizde belkide bir 11. boyut daha oluştu. Kendinizden bir hayali daha oluşturun ve bu ayna görevi gibi tam başınızın üstünde ters bir şekilde ursun. İşte bu o boyutta sizin hareketlerinizin aynısını yapan bir parçacık. Daha iyi anlamak için şuan bilgisayara şaşı bakın. Bir gerçek bilgisayar, bir de zahiri görüntüsü var değil mi? İşte şuan bu teoriye göre aynen böylesiniz. Şuan da kafanızın üstünde bir tane daha sizden var. Ve evren için de geçerli. Ama bunu fark edemiyoruz. Olaylar şimdi daha da karışmaya başladı.

İşte bu simetri de ki yansımanızla sizi ayıran boşluğa membran -zar- diyoruz. Evet bu bulunduğumuz evrenin, kendi yansımasından ayıran bir zarı var. Ve hatta bu bir modern fizik teorisinin en önemlilerinden. Evrenin elastik yüzeyine de brane adı veriliyor. Bu brane’ler o kadar küçük ki hiç bir şekilde görülmüyor. Gerçeği tastamam görüyoruz ama sanalı göremiyoruz.

Resim
Görsel 1


Çok muhteşem bir teori değil mi? Bu işin şöyle de bir matematiği var: String Theory.

Bu evreni bir insanın yanağı gibi düşünelim. Sıkılıp, bükülebilen. Bu insanda profilden bakın ve sadece bu yanağını görün. Bu görünen evren, şuan yaşadığımız yer. Ama bu insana tam karşısından baktığımız da gördüğümüz bir ağız -yani iki yanak arası bir boşluk- ve iki yanak olacak. Bunlardan biri gizli, diğeri gerçek evren. Arada ki ağız ise -boşluk- 4. boyut. Membran.

Bahsettiğim bizi ayıran branelerin birbirleri arasında ki güçler oldukça zayıf. İki tane brane arasını oldukça zayıf küçler ayırıyor. Bu yüzden birbirlerine doğru yaklaşıyorlar, bağı kuvvetlendirmek için. Evren’de bigbang oldu değil mi? Evren çok sıcaktı, sonra soğudu. Yıldızlar oluştu. Yani braneler o kadar yaklaştı ki sonrasında uzaklaştışar birbirlerinden. Bu yüzden hala genişliyor.

Resim
Görsel 2 – Brane’lerin Çarpışma Anı


Resim
Görsel 3 – Çarpışma Anı Büyütülmüş Hali


Aslında Big Bang bir başlangıç değil, zaman da bir başlangıç değil.

Peki şimdi diyebilirsiniz, çok saçma geliyor. Bir kanıt var mı? Tabii.

Resim
Görsel 4 – Isı Oluşumu


Resim
Görsel 5 – WMAP


İşte kanıtlar bunlar. Bunun nesi mi kanıt? Görsel 5’te verdiğim WMAP, şuan Hubble tarafından bu evren içinde yapıldı. WMAP denilen olay evrenin sınırı. Bunun ötesini göremiyoruz. İşte bu gerçek harita -Görsel 6- ve verdiğim Görsel 5 ne kadar da benziyor değil mi?

Resim
Görsel 6 – Evrenimizin WMAP Görüntüsü


Buradan çıkacak sonuç nedir? Bu gerçek evren ve saklı evren sürekli çarpışıyor. Ne bir ilkiz, ne de son. Büyük bir kinetik enerji ile hemde. Ve hep o çarpışma da muazzam bir enerji açığa çıkıyor. İşte bu enerji saf bir radyasyon. Başlangıçta toplu iğne kadar bir nokta yoktu. Bir gizli, bir de görülen brane vardı. Bunlar çarpıştı ve yeni evren oluştu. Bojowald’ın dediği gibi, zaman hep vardı, evrenden önce de vardı, sonrasında da olacak. Kısır bir döngü.

Resim
Görsel 7 – Döngü


Bir sonra ki çarpışma olur mu? Ne zaman olur? Bilinmiyor. Ama o zaman da şüphesiz yeni bir evren oluşacak. Yepyeni kuralları olan paralel bir evren. Peki biz bu yolla oluşan kaçıncı evreniz? Bilinmiyor. Dediğim gibi: “Ne bir ilkiz, ne de son”

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
"Evolution is suicide. Because eventually you realize that life is stupid and pointless."

“Doğa Bilimleri” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir