Türlerin Değişimi Üzerine

Darwin'in doğal seçilimle Evrim teorisiyle ilgili tüm tartışma başlıkları.
Kullanıcı avatarı
AgnostikBey
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesajlar: 305
Kayıt: Cmt Eki 03, 2015 8:44 pm
Görüş: Agnostik
Edilen Teşekkür: 230 kere
Alınan Teşekkür: 199 kere

Türlerin Değişimi Üzerine

Mesajgönderen AgnostikBey » Pzt Şub 15, 2016 3:10 pm

Başlığı, fikirlerine çok değer verdiğim deist anlayışa sahip bir dostumla girdiğim diyalog üzerine açmaya karar verdim. Evrim konusunda bilgisi ve ilgisi az olan bu dostum en son görüşmemizde bana, "peki şu an etrafımızda bahsettiğin bu Australopitekus'lar veya Homo Habilis'ler neden hiç yok, nereye gitmiş bunlar?" diye bir soru yöneltince buna kapsamlı bir cevap verme gereği hissetmiştim. O an kendisine gerektiğince aktaramadığım cevabımı (bir işi dolayısıyla erken ayrılmak durumundaydı) bu başlıktan paylaşacağım ve insanın evrimi-türleşme kavramı temelinde gelişecek başlığın linkini ona da göndereceğim. Umarım öğrendiklerim ve paylaşacaklarım dostumun ve elbette konuyu merak edenlerin eksiklerini gidermeye yardımcı olabilir.

Öncelikle her bir tür (species) aslında bir cins (genus) olma potansiyelini içerisinde taşır*. Bu şu demektir, tüm canlılar her an bir değişim içerisindedirler. Yani zaman ve koşulların birlikte tetiklemesiyle organizmada meydana gelen değişimler canlıya yarar sağlayabileceği gibi, onun için olumsuz da olabilir veya hiçbir etkisi olmuyormuş gibi de görünebilir. Bu konuda en isabetli görüşü Efesli Herakleitos dillendirmiştir, "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."

Ekoloji biliminde "niş" diye bir kavram vardır. Bu kavram, belirli çevresel koşullar altında bulunan türlerin hayatlarını sürdürebilmek için yaptıkları faaliyetler ile ilgili bir terimdir. Yani kısaltacak olursam bir canlının doğadaki işine denir. Evrimin yapı taşlarından olan doğal seçilim ya da en uygunların kalımı denilen mekanizma tam burada devreye girer. Belli çevresel şartlarda en uygun özelliklere sahip olan canlı, ister mikro ister makro boyutlarda olsun, işini gayet iyi yapabilecek ve sağ kalabilecektir. Ancak bu durum, onun işini daha iyi yapan bir canlı ile karşılaşmasına kadar sürecektir; bu, kendi cinsinden bir canlı olabileceği gibi başka bir canlı da olabilir. Ayrıca yine öyle bir canlı ile karşılaşmayıp elverişli koşulların sürdüğü zaman boyunca değişmeden de kalabilir. Doğada tam da olması gerektiği gibi -yani bir düzen olmadan- bu saydığım koşulların her biri ayrı ayrı gözlemlenebilir.

Temel bir eğitim gören herkes küçükken hayvanlar aleminin çoğu üyesi ile tanışmıştır. Ancak doğada kedi, köpek gibi evcil hayvanlarımız yanında (iyi ki varlar gerçekten de) oldukça fazla sayıda ve türde canlı bulunmakta. Yani yaşam gerçekten dünyada patlamış gibidir. Özetle insan da bir hayvandır ve bizi doğadaki çetin şartlara uygun kılan özelliğimiz ise zekamızdır. Ancak şu anki zekamızı elbette bir anda kazanmadık. Tıpkı iPhone markasının ilk üretimine 6. versiyonundan başlamadığı gibi. Bizler için bu süreç oldukça uzundu ve bir çok kilometre taşı geçtik. İki ayaklı yürümeye başlama, alet yapabilme ve kullanabilme, ateşin kontrollü yakılışı -alet kullanma ile doğrudan ilintili görünüyor- önemli birer mihenk taşıydılar. Artık ayakları yere sağlam basabilen insana geçme zamanı geldi.

İnsanın tam zamanlı olarak dik yürümesi çok uzun bir süreçte kademeli olarak gerçekleşmiş ve hemen hemen her belli bir kademede, beynin ve diş-çene yapısının da neredeyse eş zamanlı gerçekleşen evrimine paralel olarak, türleşme meydana gelmiştir. Yani belirsiz bir zamanda belli bir popülasyondaki bireyler arasında baskın hale gelen bir özellik cinsel seçilim yoluyla grupta hızla yayılabilmiş ve grup bireyleri doğal seçilim ile de yeni genlerini bir sonraki kuşağa aktarabilmiştir. Söylediklerimin aksine bu uzun süreç içerisinde aynı türün mensubu olduğu cinsin değişen koşullara uyum sağlayamayan farklı farklı popülasyonlara ait üyeleri, aynı niş için birer fazlalık konumuna gelerek, doğal seçilim mekanizmasının çarkları arasında sıkışıp yeryüzünden silinmeye mahkum olmuştur. Doğanın acı ama gerçek kanunudur bu durum. Örneğin evrimsel çizgimizde Afrika kıtasında yaşamış olup yerini almış olduğumuz koca bir cins (genus) söz konusudur. Konuyla ilgili olarak alt taraftaki görsel evrimimizde önemli bir değişken olan insansı ailesinin beyin kapasitesi gelişimine iyi bir örnektir.


Resim

Az önce bahsettiğim soyu tükenen cins, geçmişteki atalarımız içerisinde çok miktarda fosil sayısına sahip olup hakkında birçok şey bildiğimiz australopitekus idi. Yaklaşık 4 milyon yıl önce var olmaya başlayan ve Türkçe çevirisi "Kuyruksuz Güney Maymun Adamı" anlamına gelen bu cinsin birçok üyesinin fosili şu anda İnsanlığın Beşiği olarak adlandırılan Güney Afrika Cumhuriyeti'nin kuzey topraklarında bulunmuştur. Cinsin australopithecus afarensis türü hakkında daha detaylı bilgi için şu linke bakılabilir. Bahsettiğim türün Laetoli (Tanzanya) volkanik küllerinde bıraktığı ayak izleri iki ayaklı yürüme alışkanlığının izleridir.

* Aslında bu kadar büyük bir değişimin gerçekleşebilmesi için "kitlesel bir yok oluş" hali yaşanmalı ki umarım yaşanmaz.

Kaynaklar:

http://www.evrimagaci.org/makale/165
http://www.agnostik.net/viewtopic.php?f=11&t=31
https://en.wikipedia.org/wiki/Australopithecus_garhi
https://tr.wikipedia.org/wiki/Homo_habilis
https://en.wikipedia.org/wiki/Oldowan
http://humanorigins.si.edu/human-charac ... cs/walking
http://www.arkeofili.com/?p=1133
https://insanevrimi.wordpress.com/2012/ ... s-aletler/
https://www.youtube.com/watch?v=SrvPOkMs4U4
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pop%C3%BClasyon_(biyoloji)
"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır." Mustafa Kemal Atatürk

“Evrim ve Yaşam Bilimleri” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir